Kaydet
a- | +A

Kezban başını çevirdi duvara doğru. Poşusunun altından uçları görünen saçları bembeyazdı. Buruşmuş parmakları aceleyle sildi gözlerini. Sanki utanılacak bir şeymiş gibi gözyaşlarını göstermek istemiyordu oğluna. Bir kez daha çevirdi başını Oktay''dan yana. Delikanlının yanakları sırılsıklam olmuştu. Kendini tutmasa bağıra bağıra ağlayacaktı. Kadın ona garip bir şekilde baktı. Öylesine hayattan kopmuş ve kendi kurduğu dünyasının içinde yaşamaya öyle alışmıştı ki, o dünyanın bir numaralı kahramanı etiyle kemiğiyle karşısına geçince bocalamış, sanki yabancı biriymiş gibi ördüğü duvarların içine almamıştı onu. Hâlâ şaşkınlık içindeydi Kezban. Bir türlü inanamıyordu. Başka bir şey söylemedi. Oğlunun istediği gibi doktor olmasına sevinmişti. Gözleri parlıyordu artık. Israr etti: - Yani şimdi doktor musun sen? Oktay usulca cevapladı bu üzerine basa basa sorulan soruyu: - Daha okuyorum. Bitmedi. Talebeyim. Diş doktoru olacağım.

Kadın gözlerini kıstı. Cevap vermedi. Birden bire tekrar konuştu: - Kim söyledi sana beni? - Recep diye bir adam... İstanbul''a geldi, bizi buldu. Babamı... Durakladı, yanlış bir kelime söylemiş gibi düzeltti aceleyle: - Doğan beyi tehdit etmiş... Para istemiş. O da bulabildiğini vermiş. Beni yakaladı ve anlattı gerçeği.

Kezban dişlerinin arasından hırsla fısıldadı: - Kahrolası! Oktay itiraz etti: - Neden sakladınız benden? Öğrendiğim iyi oldu. Hayatım boyunca bir yalanın peşinde dolaşacaktım. Kaşlarını çattı Kezban: - Bazen yalanlar gereklidir. Yat bugün burada. Yarın sabah dönersin evine. Sabah otobüs var şehre. Biner gidersin...

Oktay ayağa fırladı. Öfkeliydi. Yumruklarını sıktı konuşurken: - Sen de istemiyorsun beni. Öz annem! Şimdi neden bunca yıldır benden hakikati gizlediklerini anlıyorum. O insanları da haksız yere suçlamışım demek ki... Gönüllerini kırdım onların, üzdüm. Sana kavuşabilmek, beni karnında taşıyan anamı bulabilmek, ona kavuşabilmek için. Farklı olur gerçek ananın kokusu sanmıştım. Yanılmışım. Demek ki benim kimsem yokmuş bu dünyada.

Kezban hayretle bakıyordu oğluna. Onun içinde bulunduğu ruh durumunu anlamasına imkan yoktu. Oktay kükredi adeta: - Ben senin evladınım, bir kere sarılıp öpmedin bile. Sevmedin, sevinmedin... Kadın yutkundu. Boğuk sesiyle mırıldandı: - Ben o duyguları unuttum... Ben bir tek gün sevindim. O da senin hayatının kurtulduğuna inandığım gün. Yani gittiğin gün. Başka bilmem sevinci... İyi de etmişim, bak, doktor oluyormuşsun, esvabın halin düzgün, bizlere benzemiyor, buradakilerden farklı konuşuyorsun, bilgilisin, adama benziyorsun. Başka ne isterim ki... Sevgiyle karın doysaydı... Oktay diz çöktü. Kezban''ın önüne. Ellerini tuttu kadının sıkı sıkı.

- Yine de senin şefkatine ihtiyacım var benim anne!

Dudakları titredi kadının. Gözleri dolu dolu oluverdi bir anda. Gözbebekleri gidip geliyordu yuvalarının içinde.

- Babana çok benziyorsun... diye fısıldadı. Oktay atıldı onun boynuna. Birkaç saniyelik bir tereddütten sonra sarıldı Kezban. Öyle sıkı sıkı sarıldı ki hem kemikleri kırılacak sandı delikanlı.

- Hayatı öyle kahrettiler ki bana, oğlumu sevmeyi bile bilemedim... Dakikalarca kaldılar öyle. Neden sonra kımıldadı. Eliyle oğlunun siyah gür saçlarını okşadı. Boğuk sesiyle mırıldandı: - Ben bu kadar sevinci yaşayamam. Beceremem bunu yaşamasını...

DEVAMI YARIN