Kaydet
a- | +A

Kahvede bir hareketlenme oldu karşıdan Kezban''la Oktay görününce. Herkes kapının önüne çıktı. Muhtar yılışık bir tavırla seslendi: - Gidiyor mu oğlun Kezban? Kadın başını kaldırdı. Sanki on yaş daha çökmüş gibiydi. Hiç cevap vermedi. Onun yerine Oktay cevapladı meraklı soruyu: - Evet efendim, dönüyorum.

Fısıldamalar bir uğultu halini aldı. Kızgın gözlerini dolaştırdı Kezban kalabalığın üzerinde. Kadınlar da çıkmıştı ortaya. Kimisi kapıların arasından, kimisi bahçe taşlarının üzerinden bakıyorlardı. Otobüs meydanda duruyordu. İçinde iki kişi vardı. Her gün bu kadar insanla seferini yapardı. Şoför Keko Hakkari''de çalışıyordu. Sabah köy yerinden yolcusu varsa alıyor, ertesi günü sabah Hakkari''den geleni getiriyordu. İki günde bir yolcu taşınıyordu böylece. Şehirde olduğu zaman bir fırında gececi olarak çalışıyordu. Köyde olduğu zaman da dinleniyordu. Hem de taşımacılık yapıyor, bir işe yarıyordu. Oktay elini kaldırdı mezra halkına doğru. Yüksek sesle bağırdı: - Hepiniz sağ olun. Gösterdiğiniz misafirperverlik için teşekkür ederim.

Şaşkınlıkla cevap verildi tek tük: - Helal olsun. Yolun açık olsun... - Gülerek, sağlıkla git... Oktay annesine döndü. Üzgün bir bakışla süzdü onu. Kezban dik durmaya çalışıyor. Dudakları tek çizgi halini almış, kaşları çatık donuk bir şekilde bakıyordu. Kendi doğrularına göre hareket ettiğini biliyordu onun Oktay... Yine kendisi için bir şeylerden fedakarlık ettiğinin farkındaydı. Ama yüreği kırıktı. Fısıldadı: - Gidiyorum anne... - Git! Güle güle... Delikanlı boğuk, hıçkırıkla karışık bir sesle: - Bu kadar mı anne, söyleyeceğin bu kadar mı? Titredi Kezban. Biliyordu ki içinden geçenleri yapsa, atılsa evladının boynuna, yılların özlemiyle kucaklasa onu, bassa bağrına, bugüne kadar geldiği bütün noktaları bir kalemde siliverecekti Oktay. Oğlunun yanağına konduracağı sıcacık, şefkat dolu bir öpücük onun bütün istikbalini göz ardı edip burada örülü duvarların içine girmesine yetecekti. Onun korkunç bir sorumluluk duygusuyla kendi yanında olması gerektiğini düşündüğünü biliyordu. Oysa bir istikbal vardı önünde. Bunca sene bu hasrete sırf onun hayatı kurtulsun diye dayanmıştı. Şimdi bir anlık bir duygu seline kapılıp onca fedakarlığı yok edemezdi. Kaşlarını çattı: - Ne diyeyim, yolun açık olsun işte... Uzandı genç adam. Elini öptü annesinin. Ona sarılmak için hamle yaptı. Ama Kezban erken davranıp omuzlarından yakaladı delikanlıyı. Ayaklarının üzerinde dikilip alnından öptü sadece. Sonra hafifçe ittirdi ileriye doğru: - Haydi bakalım, geç kalma! Kırgın bir tavırla baktı annesine Oktay. Hiçbir şey söylemeden bindi otobüse. Yağmur gibi yaşlar dökülüyordu. Hiçbir yere ait olmadığını hissediyordu. Öylesine burkulmuştu ki yüreği hiçbir şeyin tamir edebileceğine ihtimal bile vermiyordu. Otobüs hareket etti. Öylece takıldı iki siyah göz birbirine. Kenetleniverdi sanki. Kezban hemen toparlanıp çevirdi kafasını, otobüsün gözden kaybolmasını bile beklemeden geri dönüp yürüdü. Arkasına yaslandı Oktay. Mezranın çıkışına kadar dinmedi göz yaşları. Bir türlü ihtimal veremiyordu. Öylesine şartlamıştı ki kendini bundan sonra anasıyla birlikte yaşayacağına. Onun soğuk ve kararlı tavrı kanını dondurmuştu sanki. Son bir kez daha dönüp ardına bakmak istedi. Ve tam arkasındaki tepenin üzerinde gördü Kezban''ı. Elinde sopasıyla bir elini gözüne siper etmiş bakıyordu. Heykel gibi kımıldamadan duruyordu. Oktay kalkmak istedi. Bir hareket yaptı telaşlı bir şekilde. Ama anasının son sözleri çınladı kulağında. Umutsuzca çöktü yerine... - Beni istemedi işte. Bu kadar! Bunca yıldan sonra... diye mırıldandı. Gözlerini kapattı. Hayal kırıklığı çökmüştü yüreğine... DEVAMI YARIN