Ayaklarını iyice uzattı kulağındaki ahizeyi boynuna sıkıştırarak. Dalgalı, omuzlarını biraz geçen kumral saçlarının arasına daldırdı ince uzun parmaklarını.
- Ne yapıyorsun? Karşı taraftaki kişinin sesi kolaylıkla duyuluyordu: - İyiyim, sabah kalktım ama hâlâ oturamadım dersin başına. Canım hiç istemiyor.
Genç kız hafifçe gülümsedi. Bir şey söylemedi ama onun da canı ders çalışmak istemiyordu bu gün. Çok fazla da sıkmamaya karar vermişti kendisini. Çünkü ertesi gün gireceği sınav o kadar önemli değildi. Diğer vize notları çok yüksek olduğu için, bundan idare edecek bir puan alması bile yeterliydi. - Baksana, sizin elektriklerde bir problem vardı değil mi? Bir elektrikçi buldum. İstersen getiririm. İşinin ehli bayağı. Suna adeta şakıdı: - Ay, ne iyi olur... Yapar mısın bu iyiliği? - Yaparım tabii, evdesin nasıl olsa değil mi? Sevinçle haykırdı karşı taraftan kız: - Hı, hı! Evdeyim. Hem biraz laflarız. Açılırız, değişiklik olur.
"Görüşürüz o zaman" diyerek kapattı telefonu. Birden enerjiyle dolmuştu içi. Hemen gardırobunun karşısına geçti, çağla yeşili bir kazak seçti. Tıpkı gözlerinin rengine benziyordu kazağın rengi. Bir de jeans pantolon aldı. Saçlarını düzeltti. Yüzüne biraz krem sürdü. Hazırlanmıştı bile. Oldukça kaliteli ve pahalı olduğu belli olan askılı çantasını omzuna takıp fırladı odasından. Güler mutfaktaydı. Başını uzattı içeriye: - Ben çıkıyorum Güler abla. Suna''ya gideceğim. - Aaaa, hani evdeydin bu gün? Ben de kurabiye yapacaktım sana ders çalışırken yiyesin diye?
- Geldiğim zaman yerim hayatım. Geç kalmayacağım.
Cevap beklemeden spor ayakkabılarını geçirdi ayağına. İçindeki heyecanın nedenini kendi kendine itiraf etmiyor, ama bir an önce yola çıkmak için sabırsızlanıyordu. Asansöre bile binmeyi beklemeden üçer, beşer atladı merdivenleri. Apartmanın arka tarafındaki park yerine doğru koşar adımlarla ilerledi. Bahçenin kenarında apartman görevlisinin çocukları oynuyordu. Güldü onlara, seslendi, eliyle işaret ederek çağırdı. Çantasından biraz para çıkardı: - Alın bakalım bunu, bir şeyler alırsınız kendinize... Sonra keyifli bir şekilde en kenarda duran kırmızı, küçük arabasına doğru yürüdü. Biraz sonra birkaç saat önce Selim''in tarif ettiği caddeye gelmişti bile. Hızını yavaşlatarak iki tarafa da bakmaya başladı. Sonunda büyük bir tabelası olan Gül Fırın''ı gördü. Yaklaşık elli metre ötesinde olduğunu söylemişti Selim dükkanlarının. İyice kesti hızını. Birden tuhaf bir duyguya kapıldı. Yaptığına kendi de inanamıyordu. Adeta sorguladı kendini birkaç saniye için: - Ne yapıyorum ben böyle? Tanımadığım, bilmediğim bir gencin yanına gitmek için bu ne heves? Bir huzursuzluk duydu içinde. Tam o sırada gördü küçük elektrikçi dükkanını: Müşfik Elektrik. Bir anda birkaç saniye yaşadığı tedirginliğin yerini heyecan alıverdi. Ustaca park etti arabasını. Sportif bir tavırla geçti karşıya ve dükkanın kapısını iterek girdi içeriye. Müşfik usta her zamanki gibi masasının başında uyukluyordu. Kapıya asılı olan çıngırağın sesiyle irkildi. Esin''i görünce toparlandı. - Buyurun küçük hanım? - Ben... Şey... şeyi aramıştım. Birden aradığı insanın adını bile bilmediğini fark etti. Mahcup bir tavırla bakındı çevresine. Kimsecikler yoktu dükkanda. Ne diyeceğini şaşırdı. Ağlayacak gibi oldu. Gözleri utangaç bakışlarla döndü yaşlı adama. DEVAMI YARIN

