İskender Gülhan bir ithalat, ihracat firmasının bir de bir turizm acentesinin sahibiydi. İktisat fakültesi mezunuydu. Okulunu bitirdikten sonra evlenmişti Berrin hanımla. Babasının bir arkadaşının kızıydı Berrin hanım. Koleji bitirmiş, yüksek tahsil yapmamıştı. Birbirleriyle görüşüp anlaştılar. Sade bir törenle evlendiler. Hemen ertesi gün de uzun bir seyahate çıktılar. Uzak doğuya, Güney Amerika''ya kadar gidip dolaştılar. Berrin hanımın ailesi oldukça varlıklıydı. İskender beyin babası ise müteahhitlik yapıyordu ve o da hatırı sayılır zenginlerdendi. Her şey dört dörtlük olmuştu böylece. İskender beyin işi hazırdı zaten. Henüz okulunu bitirmeden önce kuracağı firmanın hazırlıklarını tamamlamış, her şeyi düşünmüştü. Askerliğini de kısa dönem yapıp gelmişti. Firmasının başına geçip oturmuştu balayından döndükten sonra. Esin doğar doğmaz da sanki şans getirmiş gibi işleri açılıvermişti. Yakın bir arkadaşının sahibi olduğu turizm şirketine de ortak oldu ve birkaç sene sonra şirketin tamamını aldı. Artık sanki Allah "Yürü ya kulum!" demiş gibi kazanıyordu. Oluk gibi akıyordu para evlerine. Berrin hanım ise arkadaş toplantılarından eve giremiyor, bir giydiğini bir daha giymiyor, her sene bir araba değiştiriyor, senede bir defa Fransa''ya alışverişe gidiyordu. Dernek balolarından, kurum toplantılarından başını kaşımaya vakti bile olmuyordu. Karısına karşı bu konuda müsamahalı davranmıştı hep İskender bey. Onun oyalanacak bir şeylerinin olması gerektiğini, evde gayesiz bir şekilde yaşarsa, kişiliği sebebiyle bunalıma gireceğini, problem olacağını düşünüyordu. Esin doğduktan sonra bir süre bu hızlı yaşantıya ara verilmişti. Berrin hanım gerçekten titiz bir anneydi. Kızının en iyi şekilde büyütülmesini istiyor, bu konuda da gereken özveriyi hiç düşünmeden gösteriyordu. Özel okullarda okumuştu Esin. Liseyi özel bir kolejde bitirdikten sonra Edebiyat fakültesini kazanmış, oraya devam ediyordu. Üçüncü sınıfa gelmişti. Bir senesi kalmıştı mezun olması için. İskender beyin niyeti kızını okul bittikten sonra dışarıya göndermek, branşında yapılabilecek bütün her şeyi yapmaktı. Bölüm olarak İngiliz Edebiyatını seçmişti genç kız. Daha bu seçimi yaptığı gün babası İngiltere''de kızının yerini ayarlamış, yaz aylarında birer aylığına da olsa bu ülkeye yollamaya başlamıştı.
Esin büyük bir keyifle kahvaltısını yapmaya başladı. Berrin hanımın yüzündeki asabi ifade yavaş yavaş yok oluyordu. Karı koca sevgiyle izlediler kızlarının iştahlı bir şekilde yiyişini.
- Kızarmış ekmeğe dayanamıyorum doğrusu. İnsanın yedikçe yiyesi geliyor. Ne olacak halim bilmiyorum, kilo alıyorum son hızla.. Biraz kendimi frenlemem gerekiyor. İskender bey şefkatle tebessüm etti: - Ye kızım, ye! Can boğazdan gelir demişler... Hizmetçi kız ailenin keyifli ortamından etkilenmiş olacak neşeli bir şekilde yaklaştı sofraya: - Ben zaten Esin için kızarttım ekmekleri. - Sağ ol Güler abla... Muhteşem olmuş. Zaten kilolarımın sebebi sensin. Güler otuz yaşındaydı. Hiç evlenmemişti. On üç yaşından beri Gülhan ailesinin yanındaydı. Esin çok küçüktü eve geldiğinde. Berrin hanıma abla, İskender beye de ağabey derdi. Evin bir ferdi gibi olmuştu artık. Sevgiyle süzdü genç kızı sonra evin beyine döndü: - İskender ağabey, sabah sigortalar yine attı. İki defa üst üste. Bir aksilik var herhalde. Baktırsak. Başını salladı adam çayından aldığı son yudumu yutarken: - Tamam Güler. Geçerken Müşfik ustaya uğrar söylerim. Bakar. Hizmetçi kız devam etti söylediklerini teyit etmek ister gibi: - Ekmek kızartma makinesini takıyorum, "çat!" atıyor. Geçende süpürgeyi taktım yine attı.
Esin yan gözle annesine baktı, muzip bir şekilde güldü: - Yandın anne, bak bize de ustalar geliyor... Gözün aydın haydi.. Berrin hanım omuz silkti. Hemen çıkacaktı evden. Arkadaşlarıyla yardım derneğinde toplantısı vardı. DEVAMI YARIN

