Kaydet
a- | +A

Semiha hanım yardımcısı Rahmiye''nin omzunun üzerinden uzanıp baktı. - Salataya sızma yağ koyuver Rahmiye... Zeytinyağı... Rafta duruyor bak. Yeni aldık.

Genç kadın başını salladı: - Olur abla... Bu yağ daha sağlıklıymış değil mi? Hafifçe, gizli bir alayla gülümsedi Semiha hanım: - Öyle... Siz tereyağı yersiniz değil mi? Başını kaldırdı kadın. Yalova yakınındaki Elmalı köyünün yerlisiydi kendisi. Altınova''ya gelin gelmişti beş yıl önce. Beş yılda üç çocuğu olmuştu. Kocası seralarda çalışıyordu. Yaz aylarında da kendisi yazlığa gelen zengin ailelerin yanında hizmet görüyordu. İki senedir Sadık Gürsoy''ların evindeydi yazdan yaza. O çalışırken çocuklara kaynanası bakıyordu. - Biz mısır özü yağı yeriz abla. Tereyağı alacak güç mü kaldı. Eskiden anam kendi yapardı yağımızı, o zaman ineklerimiz falan vardı. Şimdi kalmadı artık bir şey. Bahçenin geliri kendilerine yetiyor. Rahmiye''nin anasının babasının köylerinde elma bahçesi vardı. Mevsiminde bir sepete doldurup getirirdi Semiha hanımlara.

- Küçük bey kalkmadı mı daha abla? Semiha hanım başını salona doğru uzattı, göz gezdirdi içeriye: - Kalktı canım... Babasıyla verandada gazete okuyorlar herhalde... Tarık talebeliğinden kalma bir alışkanlıkla kahvaltı etmezdi hiç. Sabahları bir bardak Amerikan kahvesi içer, öğlende yemeğini yerdi. Ne yapsa da değiştirememişti oğlunun bu alışkanlığını Semiha hanım.

Rahmiye başıyla ocağı işaret etti: - Kahvesinin suyu kaynadı. Götüreyim mi? Semiha hanım "olur" anlamında bir işaret yaptı. Hemen hareketlendi köylü kadını. Zengin insanların yaşam biçimlerini öğrenmişti artık. Hatta bu bilgisini kendi çevresinde böbürlenerek bile satmaya çalışırdı. Kahveyi hazırlayıp salona geçti. Tarık ve Sadık bey verandada oturuyorlardı. Kibarca genç adamın yanındaki bambu sehpaya koydu fincanı: - Kahveni getirdim Tarık bey! - Sağ ol Rahmiye hanım. Eline sağlık. Yahu baksana bana? Ne zaman o elmalı kurabiyenden yapacaksın bana? Genç kadın kikirdedi neşeyle: - Sen iste yeter ki Tarık bey! Pazartesiye hemen getiririm elma, yaparım.

- Tadı damağımda o kurabiyelerin. Unutma sakın. Cemal efendiye de selam söyle... Başını salladı kadın: - Söylerim küçük bey, o da dün gece sabaha kadar oturdu bahçede. Bizim köpek pek bir havladı gece boyunca. Garip garip sesler çıkarttı. Etrafı rahatsız etmesin diye yanı başında bekledi sabaha dek garibim. Sadık bey gözlüğünün üzerinden baktı kadına: - Nesi varmış hayvanın? - Bilmem ki beyefendi, huzursuzlandı hayvan... Sıcaktan herhalde... Kulübesine bile sokamıyoruz bir türlü. Hep kapıya doğru atlayıp havlıyor... Tarık bir yudum aldı kahvesinden. Keyifle dudaklarını şaplattı: - Vardır elbet bir bildiği... Hayvan bu... onun da bir dünyası var... Rahmiye saygıyla girdi içeriye. Sadık bey gözlüğünü çıkardı, oğluna döndü: - Bu gün evde misin, çıkacak mısın? - Akşamüzeri çıkacağım baba. Beş buçukta bir arkadaşla buluşacağım.

¥ DEVAMI YARIN