Bu sırada kapıdan gelen sesle irkildi İclal ve annesi. Onlar mutfağın bir köşesinde ana kız konuşurlarken kulak misafiri olan Ferhat sevimli bir sitemle girmişti içeriye: - Aşk olsun, artık meseleler bizsiz mi hallediliyor? Güldü İclal ağabeyine doğru yürüyüp: - Hiç olur mu yakışıklı... Senin de haberin olacak elbet. Mesele Oktay... Evlenmek istiyor benimle... Ferhat atıldı: - Yahu hakikaten, ne oldu onun durumu, kolay değil be... Geldi mi memleketinden, bulmuş mu annesini? Genç kız mutfaktaki küçük sandalyelerden birine oturdu. Ne zaman bir araya gelseler evin en dar mekanlarından birinde baş başa verip mutlaka konuşacak bir şey bulurlardı. Yine aynısı olmuştu. Mutfakta, annesi ve iki kardeş hemen bir konferans kuruvermişlerdi. - Geldi ağabey. Bayağı sarsıldı. Bulmuş annesini. Kadın geri dönmesini istemiş bundan. Çocuk gibi düşünüyor bu konuda. "Beni istemedi" diyor annesi için. Oysa kadıncağız haklı. Anlatılanlardan anladığım kadarıyla köylü ve o kadarcık bir mekanda hayatını geçirmesine rağmen akıllı bir kadın. Hayat görüşü ileriye dönük, sadece talihsiz...
Muazzez hanımın kaşları çatıldı: - Neden kızım? - Öyle anne!.. Oktay oraya gidince yıllardır görmediği annesini görmenin coşkusuyla onunla kalmak istemiş. Kadın ise onun düzenli hayatının bıçakla kesilir gibi yarısından kesilip bu güne kadar bin bir emekle gelinen her şeyin bir kalemde silinip atılmasına razı olmamış. Biraz olumlu davransa Oktay her şeyi geride bırakıp onunla kalacak. Bana kalırsa buradan giderken de o niyetle gitti. Ama dediğim gibi... Annesi buna izin vermemiş. Çok da iyi yapmış... Buraya getirmek istemiş kadını. Ona da razı gelmemiş. Onurlu bir kadın demek ki... Burada hangi şartlar altında yaşayacağı düşünülmüştür. Nereden baksan buraya gelse kendisine bakacak olan yine Doğan beyler... Bunu istememiş olmalı. Öteki türlü Oktay''ın tahsilini bırakıp çalışması gerekmekte. Ben şahsen takdir ettim kadını. Bir düşünün, onca senenin hasretine dayanacak gücü evladının istikbalini düşünerek buluyor. Korkunç bir kuvvet bu! Muazzez hanım ve Ferhat dikkatle, biraz da hayranlıkla dinlediler genç kızın tespitlerini. Sonunda genç avukat dayanamadı: - Vay canına! Sen dişçi değil avukat olmalıymışsın yahu! Şu çeneye bak! Yüzünü buruşturdu İclal. Şikayetçi bir tavırla annesine döndü: - Anne lütfen bir şey söyle şuna... Dalga geçiyor benimle... Gülüştüler... Ferhat birkaç saniye sonra ciddi bir tavırla baktı kardeşine: - Peki sen... Sen bu evlenme teklifi hakkında ne düşünüyorsun? İclal başını eğdi önüne. Fısıldadı: - Ben... ben olumlu bakıyorum....Yine de siz bilirsiniz... Genç adam sesini yükseltti: - Biz ne bilelim yahu?.. Evlenecek sensin. Sen karar ver. Genç kız öfkeli bir şekilde döndü ağabeyine. Kulağına doğru eğildi, hafifçe fısıldadı: - Adet öyle, öyle denirmiş... Hiç bilmiyorsun bu işleri Ferhat Çelik... - Haaa... Tamam, haklısın biz biliriz.... Muazzez hanım güldü onların haline. Böylesine ciddi bir meseleyi dahi konuşurken ortalığı yumuşatmasını, gerginleşmeden konuları rahatlıkla düşünüp karar vermesini biliyordu çocukları. Mutlu bir yuvası vardı ve evlatlarıyla gurur duyuyordu. Sevgiyle baktı onlara: - Babanızla da konuşalım bakalım o ne diyecek!.. İki kardeş birbirlerine baktılar. İkisi birden gülüyordu. Ferhat eliyle "yandın" der gibi işaret ediyor kardeşini kızdırıyordu.
DEVAMI YARIN

