Kaydet
a- | +A

Dükkandan içeri girince ustasının koltuğunda başının yana düşmüş, uyukladığını gördü. Tezgahın arka tarafında bir alet üzerinde uğraşan çırağa seslendi:

- Metin, bir bardak su veriver ağabeyciğim... Delikanlı hemen fırladı. Selim kendi çocukluğuna benzetirdi Metin''i. Onun gibi mahcup, çekingen ve ürkekti. Bir yanlış yapmaktan korkuyordu hep. Saygılı, terbiyeli bir gençti. Onun getirdiği pembe plastik bardaktaki suyu kana kana içti. Elinin tersiyle dudaklarını kuruladı: - Usta ne zaman uyudu? - Sen gittiğinden beri uyuyor ağabey... İki iş geldi bu arada. O zamanlar uyandı usta. Sanıyorum öğleden sonra girişteki bloklara gideceğiz. Apartmanın otomatik sisteminde bir arıza varmış. Selim aletlerini rafa koydu. Başını salladı: - Tamam, gider bakarız. Küçük bir dükkandı Müşfik ustanın dükkanı. Neredeyse kırk senedir bu çarşının esnafıydı. Üç kere dükkan değiştirmişti. Buradaki ahşap evlerin varlığını hatırlardı. Doğma büyüme İstanbulluydu. Selim''in babasıyla da on beş seneye dayanan bir dostlukları vardı. Kâzım efendinin ölümünde en çok üzülenlerin başında geliyordu. Bu dükkana dört sene evvel, yani Selim askerden döndükten bir sene sonra taşınmışlardı. Hemen kapıdan girer girmez karşıda küçük bir tezgah, yan tarafta da bir masa ve iki sandalye vardı. Tezgahın arkası da nereden baksan iki metre uzunluğunda bir bölümdü. Yetiyordu onlara. Zaten çoğu para getiren işler dışarıda oluyordu. Tesisat döşemek gibi falan. Müşfik usta gözlerini araladı. Şaşkın bir şekilde baktı Selim''e. Avucuyla yüzünü sıvazladı gözlerini kırpıştırarak: - Geldin mi aslanım? - Geldim usta, tamam. Önemli bir şey değilmiş. Sigorta panelinde arıza varmış, bir de evin spotlarından biri yanmıyormuş. - Eline sağlık aslanım...

Selim tezgahın arkasına geçti. Yan taraftaki rafta duran küçük, elektrikli fırınlardan birini kucaklayıp tezgaha koydu. Oyalanmayı hiç sevmezdi. Hele boş durmayı hiç! Müşfik usta uykulu gözlerini dükkanda gezdirdi. Ardından uzun uzun esnedi. Çırağa döndü: - Yahu Metin, koş da şuradan beş altı tane poğaça kap gel. Karşı fırından. Mis gibi koktu. Çay da söyle üç tane. Yiyelim yahu! Selim gülümsedi manalı bir şekilde: - Nermin teyze görmesin usta... - Söylemezseniz görmez. Başımın etini yer ha! Sakın ağzınızdan kaçırmayın. Vıdı vıdı başlar artık.

Karısının sesini taklit ederek yüzünü ekşitti: - Çok yiyorsun Müşfik! Baksana şu haline, bir şey olacak diye korkuyorum. Yeter ama bu kadar! Başını yana doğru salladı: - Hiç durmaz konuşuyor yahu! Ağız tadıyla bir lokma ağzıma koyamıyorum. Selim kahkahalarla gülüyordu. Nermin hanım hep şikayetçiydi kocasının boğazından. Ölçüyü kaçırıveriyordu gerçekten yaşlı adam. Hele son yıllarda gözle görülür bir şekilde şişmanlamıştı. Herkes aynı şeyi söylüyordu. - Senin iyiliğin için söylüyor usta! Diye seslendi Selim.

- Seni sevdiğinden. Bir şey olmasından korkuyor demek ki... Omuz silkti yaşlı adam. Yerine oturdu tekrar. Selim sevgiyle baktı ona. Ailesini kaybettikten sonra "baba" bilmişti bu insanı. Saygısı da sevgisi de çok büyüktü. Ona bir şey olacağı düşüncesi ürpertti genç adamı aniden... DEVAMI YARIN