Kaydet
a- | +A

Hemen taşlar dağıtıldı. İçindeki coşkuyu yüzündeki engelleyemediği gülümseme yansıtıyordu Yakup''un... Kendinden geçmiş gibiydi. Eğer bugün cebindeki hiç olmazsa iki katına, üç katına katlayabilse, ertesi günün sermayesi daha çok olacak,kısa zamanda kaybettiği parayı toplayabilecekti. İlk oyunlarda durmadan açtı taşları. Keyfi yerine gelmişti. Seslendi.

- Mehmet! Haydi çay kap gel bakalım bize. Benden. Arkadaşlara da ver.

Adamlar mırıldanarak teşekkür ettiler. İki oyun daha oynadılar. Onları da kazanmıştı Yakup. Şansı iyi gittikçe keyfi yerine geliyordu. Hemen hemen paranın iki buçuk katını kazanmıştı bile şimdiden. Daha önünde uzun bir gün, hatta talihi yaver giderse uzun bir gece vardı. Evde olanları kapıdan çıktığı anda unutmuştu. Oynayacağı kumarın heyecanı ona her şeyi unutturuyor, kendinden geçiyordu adeta... Kızı hastaymış, karısını dövmüş, oğlu sorun yaşıyormuş, umurunda değildi... Asiye ki gözünün bebeğiydi Yakup''un. O doğduğu zaman sevincinden deliye dönmüş, ne edeceğini şaşırmıştı. Bütün çocukları içinde ayrı bir yeri olduğunu söylerdi hep. Onun hastalığı bile ilgilendirmemişti adamı. Öylesine bir illetin pençesine kapılmıştı ki, geleceğini, ailesini, evlatlarını her şeyini gözü kapalı bir uçuruma yuvarlamaktan çekinmiyordu...

***

Zehra gözyaşları biraz sakinleşince burnunu çekerek kaldırdı başını. Elindeki gelinliğinden kalma oyalı mendili ile sildi yüzünü. Kıpkırmızı olmuştu gözleri, yüzü. Pençe pençeydi. Saadet üzülerek baktı onun haline:

- Ağlamak fayda etmez be Zehra. Oturup düşünmek lazım. Bence bir çıkar yolu vardır.

Omuzlarını kaldırdı kadın:

- Bilmem ki abla. Hüsamettin ağabeyle konuşsam diyorum, hani büyüğümüzdür, buradaki tek hemşehrimizdir. Belki o ikaz ederse dinler onu. Hani Döndü ablanın kocası. Senin arkadaşa gidiyor temizliğe...

Saadet başını salladı:

- Biliyorum, tanıyorum Döndü''yü...

Kadın içini çekerek devam etti:

- Sen gelmeden düşündüydüm, bu akşam gideyim Hüsamettin ağabeylere. Anlatayım durumu. Belki bir faydası olur.

Genç kadın acıyarak dinliyordu bu titrek sesiyle çare bulmak için çırpınan zavallı kadını. Yan gözle sedirin üzerinde gözleri açık etrafa bakınan Asiye''yi izledi. O kadar güzel bir kızdı ki... Yutkundu:

- Ben buraya seninle konuşmak için gelmiştim.

Zehra kaşlarını kaldırdı. Siyah gözlerinde bir tedirginlik ışığı yanıp söndü. Saadet hanım devam etti:

- Senin iyiliğin için. Biliyorsun benim çocuğum yok Zehra. Dün Asiye''yi gördüm, çok güzel Allah bağışlasın. Ben hep bir çocuğa, evlada hasretim. Hayatımın sonuna kadar bu özlemim sürecek. Ama eğer sen izin verirsen Asiye''nin velayetini ver bana. Kendi çocuğum gibi yetiştireyim onu. Hem onun hayatı kurtulur, iyi, aklı başında yetişir, tahsilini görür. Toplum için iyi bir insan olur. Biliyorsun bizim durumumuz iyi. Gönül bütün çocuklarına aynı şeyi yapmak ister ama...

Zehra, sanki hiç nefes almadan dinliyordu karşısındaki sarışın kadını. Gözleri gittikçe büyüyordu şaşkınlıkla!

- Yani sen bana şimdi kızını ver bana mı diyorsun abla?

- Ver diyorum ama senden ayırmaya niyetim yok onu Zehra. Sen her istediğinde kızını göreceksin. Ben ona ikinci bir ana olayım diyorum. Onun bütün masraflarını üstleneyim. Bak zor durumdasın zaten. Ne dersin? Velayetini ver hukuki olarak. Yarından sonra bize bir şey olursa varımız yoğumuz Asiye''ye kalsın. İyi düşün karar vermeden önce... İyi düşün... Kocana da sor. Bakarsın razı gelirsin, o zaman çok da iyi bir iş yapmış olursun. Ne zaman istersen kızını gelir görürsün. O da bilir anasını. Ha?

Zehra cevap vermedi. Velinimeti olarak gördüğü bu kadını kırmak istemiyordu. Ama sonunda istenilen şey canı, ciğeriydi. Kendisinin bir parçasıydı. Kolay mıydı öyle istenilince evlat vermek. Asiye''ye baktı, uyumuştu yeniden. O kadar etkileniyordu ki yaşananlardan. Onun hassas küçücük kalbinin bunları hak etmediğini düşündü. Eğer Saadet hanımlara giderse hayal bile edemediği bir hayatın ferdi olacağını biliyordu ama... İşte o ama, evladına kıyamayan ana yüreği... Kocaman bir duvar gibi önünde duruyordu sanki. Saadet hanımın sesiyle irkildi:

- Ben kalkayım Zehra, sen işlerini ayarladıktan sonra gelirsin, hiç sıkma kendini. Çocuk iyileşsin, senin kolun iyileşsin.

Gülümsedi kendisine çakır gözlerini açmış, bir köşeden bakan Tuncer''e:

- Sen de ağabeysin artık, haydi bakalım, anneni üzme sakın olur mu?

DEVAMI YARIN