Laboratuarın kapısından içeri girer girmez sendeledi Esin. Eliyle başını tuttu hemen. Gözleri kaymıştı bir anda. Selim son anda yapıştı onun koluna. Suna ise hafif bir çığlık attı elinde olmadan: - Ayyy, düşüyor Selim, tut!.. - Tamam Suna, yakaladım merak etme.. Ne oldu hayatım, başın mı döndü? Genç kadın kurumuş dudaklarını ıslattı usulca diliyle. Başını salladı. Hiç kuvveti kalmamış gibiydi . - Bilmiyorum, başım döndü herhalde, ne olduğumu anlamadım ki... Akşam randevuyu aldıktan sonra eve sevinçle gitmişti Selim. Esin uyuyordu gittiğinde. Suna ile kısık sesle konuşup onun uyanmasını beklediler. Genç kadın yaklaşık iki saat sonra gözlerini araladığı zaman saat gecenin dokuzuydu. Selim hemen haberi verdi karısına bekletmeden: - Randevunu aldım hayatım. Yarın tomografin çekilecek ve neler olup bittiğini anlayacağız. Tedavin yapılacak ve her şey sona erecek. Değil mi benim güzel karıcığım? Sonra büyük bir ihtimamla bebeğimizi büyüteceğiz. Esin gözlerini kırpıştırmıştı: - Nasıl aldın randevuyu, parayı nereden buldun? - Orası bana ait, merak etme, hayırsız bir iş yapmadım... Bu arada Suna atılmıştı her zamanki esprili tavrıyla: - Aaaa, neden saklıyorsun ayol, akşamüstü soyulan banka senin marifetin değil miydi? Esin''in önce gözleri fal taşı gibi açılmış, sonra bütün bunların bir şakadan ibaret olduğunu anlayıp gülmüştü. Fazla bir şey açıklamamıştı Selim. Hele patronunun üç günlük izni kendisine ücretinden kesmek suretiyle verdiğini hiç söylememişti karısına...
Doktor Cahit bey odasındaydı. Selim önceden bildiği için acemilik çekmeden kapısını çaldı: - Doktor bey, biz geldik. Eşimi getirdim. - Hah, tamam, buyurun. Bekleme odasına alın hanımefendiyi ben geliyorum... Gerçekten her yer pırıl pırıldı. Mavi zemin üzerindeki bütün mobilyalar beyazdı. Etrafta çok fazla canlı çiçek vardı. Çok beklemediler. Esin başını Suna''nın omzuna dayamış oturuyordu. O sırada hemşire geldi: - Buyurun Esin hanım, sizi içeriye alacağız. Selim ve Suna''ya döndü: - Sizler burada bekleyebilirsiniz. Çay veya kahve arzu ederseniz koridorun sonunda makinelerimiz var. Oradan alabilirsiniz... Adeta asırlar süren bir bekleyiş başlamıştı şimdi. Ne Suna bir tek kelime söylüyor, ne de Selim konuşuyordu. İkisi de gözlerini yere dikmiş öylece oturuyorlardı. Sonunda Selim dayanamadı: - Bir şey içer misin, vakit geçer hiç olmazsa... - Kahve alayım bari... Baksana... Halaya haber versenize. Mualla halaya... Selim yutkundu.
- Ben de düşündüm onu ama bakalım sonuç nasıl çıkacak... Belki hiçbir şeye gerek kalmaz... Genç kız yine aynı şekilde eğdi başını ve mırıldandı usulca: - İnşallah! İnşallah öyle olur... Selim kahveleri getirdiğinde Esin içeri gireli neredeyse kırk dakika olmuştu. Genç adam tedirgin bir tavırla söylendi: - Öf! Neredeyse ameliyat gibi, bu kadar uzun mu sürer bu iş! O sırada açıldı kapı. Esin yine hemşirenin sürdüğü bir tekerlikli sandalyede yanlarına geldi. Her zamanki gibi gülüyordu. - Ne o kahve mi içiyorsunuz, bana yok mu? Kapıdan doktor da çıkmıştı. Selim onun yüzüne bakınca ürperdiğini hissetti. Kaşları çatılmış, yüzü asılmıştı doktor Cahit beyin. DEVAMI YARIN

