Kaydet
a- | +A

Tarık ayaklarını ileriye doğru uzattı. Ellerini eşofmanının ceplerine sokmuştu. Sahildeki parke taş kaplı yoldaki banklardan birinde oturuyorlardı Turhan''la birlikte. Sabah koşularını yapmışlar, dinleniyorlardı. Gözlerini kısarak baktı denize doğru. Martılar yine çılgın gibi dönüyorlardı gökyüzünde. İnce, tiz çığlıkları birbirini takip ediyordu. Uzaktan bir balıkçı motoru tekdüze tak tak tak sesiyle yol alıyordu. Çarşaf gibiydi deniz. Bir tek kırışıklık bile yoktu. Sadece kıyıya vurmuş çok miktarda deniz anası gözleniyordu. Turhan kumsalı işaret etti başıyla: - Deniz iyice çekilmiş, farkında mısın?

Başını salladı Tarık.

- Evet! İskelenin ayaklarına baksana... Gerçekten de simsiyah midyeler yapışmıştı iskelenin ayaklarına. Bunlar daha önceden suyun içinde olan kısımlardı. Şimdi bütün çıplaklığıyla güneşin daha sabahtan yakıcı ışınlarının altında kavrulmaya başlamışlardı bile. Turhan yan gözle baktı: - Ne haber? Nasıl gidiyor? Omuzlarını kaldırdı Tarık: - İyidir... Gidiyor işte... - Hülya''yı soruyorum... Keyfin yerinde galiba... Toparlandı Tarık. Ayaklarını çekti uzattığı yerden. Kolunu bankın kenarına doğru uzattı. Müstehzi bir gülümseme yayıldı dudaklarına: - Eğlendiriyor beni. Çok değişik! Turhan ciddi bir şekilde konuştu: - Zavallı kız! Senin asıl niyetini bilse... Tarık omuz silkti: - Bana ne aslanım. Akıllı olsun, kafasını çalıştırsın. Aptal insana bu dünyada yer yok. Bu da aptalın aptalı... - Ne keyif alırsın böyle bir kızla vakit geçirmekten bilmem ki... Ne konuşacak bir şey, ne paylaşacak bir tat! Tarık şeytani bir gülümsemeyle yaslandı arkasına: - Bunun da tadı başka. Şimdi kaçacağımızı sanıyor. Şurada ne kaldı ki zaten. Eylül başında döneceğim İstanbul''a. On beş gün bir şey... Bırak eğleneyim yahu... Turhan düşünceliydi. Gözlüklerini çıkartıp üzerindeki tişörtün ucuna sildi. Güneşe doğru tutup baktı camlarına temizlenip temizlenmediğini görmek için, ağzıyla hohladı, bir kez daha sildi. Dikkatle taktı sonra.

- Eğlen, bir şey demiyorum ama, geride kaldığı zaman uğrayacağı hayal kırıklığı, çöküntü, yıkıklık... Ben yapamam! - Hayat böyle oğlum... Kendi mutluluğun için birilerini harcamayı bileceksin bu dünyada... Turhan alaycı bir ifadeyle baktı arkadaşına: - Sana İngiltere''de bunu mu öğrettiler? Yapmacık bir kahkaha patlattı Tarık.

- Hah, hah, hah... Bu benim hayat felsefem aslanım. Bunu bir yerde öğretmiyorlar, kendin ediniyorsun... Düşünceli bir şekilde kafasını iki yana salladı Turhan... Neden sonra ani bir hareketle kalktı ayağa: - Haydi, gidip bir duş alalım. Karnım acıktı.

Başını denize doğru çevirdi. Yüzü bulutlandı birden. İrkildi. Garip bir sesle arkadaşının kolunu tutarak seslendi: - Baksana Tarık. Ne kadar tuhaf bir hal var değil mi? Tarık başını onun gösterdiği yöne çevirdi. Görünürde hiçbir şey yoktu ama aynı tedirginlik ona da geçmişti: - Haklısın, insanı ürkütüyor. Dün girenler de aynı şeyi söylüyorlardı. Deniz korkutuyormuş insanı... Çok garip!.. *DEVAMI YARIN