Hülya kocaman kocaman açtı mavi gözlerini heyecan ve hayretle. Ne diyeceğini şaşırmıştı. Ağız ucuyla mırıldandı: - Tabii, yine bekleriz efendim... Tarık muzipçe bir gülümsemeyle biraz daha eğildi genç kıza doğru: - Ben seni görmek için geleceğim... Cevap veremedi Hülya. Sanki çakılmış kalmıştı. Genç adamın dudaklarındaki müstehzi tavırla gülümseyerek uzaklaşmasını izledi durduğu yerden. Az kalsın elindeki tepsiyi, paraları düşürecekti. O sırada kızkardeşinin sesini duyarak kendine gelebildi: - Hey! Uyuma... Annem geldi... Toparlandı hemen. Gülümseyerek baktı annesine. Nemika hanım başının örtüsünü bağlamış, ocağın başına geçmişti bile. Mahmut iki lokma bir şeyler atıştırıyordu arka tarafta. Midesi için ilaç içecekti ve aç karnına içtiği zaman kötü oluyordu.
- Hoş geldin anne! - Hoş bulduk kızım, baban bunalmış, bugün kalabalıkmış burası... - Hafta sonu yarın anne. Çalışanlar da geldi. Yarın da böyle olur... Pazar akşamı sakinler... Bu sırada masalardan birine oturan orta yaşlı çiftten erkek olanı seslendi. - Bakar mısın kardeş! Hemen koşarak o tarafa yöneldi Hülya... Biraz önce vücudunu saran elektriğin etkisinden yavaş yavaş kurtuluyor gibiydi. Tarık yanına yaklaşan Turhan''a gülümsedi: - Ne güzel kız o öyle dostum? - Kim? Şaşkın bir şekilde bakıyordu gözlüklü genç.
- Kim yahu güzel olan? - Sandviççideki kız. O mavi gözlü, büyük olan! - Haa, Hülya... Güzeldir. İki kardeş onlar. Buranın en lezzetli karışığını yapar o dükkan.
Gri yeşil gözlerini kıstı Tarık.
- Ben sandviçle ilgilenmiyorum oğlum! Kızdan bahsediyorum... Omuz silkti Turhan. Denize doğru baktı gözlerini kısarak. Aşırı derecede miyoptu.
- Boş versene yahu! Çevrendeki bütün fıstıklar etrafında pervane, adamın beğendiği kıza bak, sandviççinin kızı! Pöh! Tarık arabasının anahtarlığını parmağının ucuna takmış, döndürüyordu. Merakla, biraz da sitemle sordu: -Ne olmuş yani? - Bir şey olduğu yok oğlum, ama sana yakışmaz öylesi...
Başka bir şey konuşmaya fırsat kalmadan yanlarına kısa boylu, sevimli bir genç kız geldi: - Akşam diskoya gidiyoruz gençler. Sitelerin diskosuna...
Karamürsel-Yalova arası yazlık sitelerle doluydu. Aralıksız dizilmişlerdi Yalova''nın girişindeki Atatürk Köşkü''ne kadar. Her yaz cıvıl cıvıl olurdu bu sahil kesimi. Siteler müstakil birer kasaba gibiydiler. İçlerinde yaşayan insanların her türlü ihtiyaçlarını giderebilecekleri dükkanlar, kuruluşlar vardı. Olmayan bir şeyi de ya Karamürsel''den, ya da Yalova''dan temin edebiliyorlardı. Sitelerin haricinde müstakil villalar da vardı sahilde. Tarıkların evi böyleydi. İki katlı, dubleks bir villaydı tam deniz kenarında, Karamürsel''in çıkışında. Sadık Gürsoy babasından kalan yüklü serveti işletmesini iyi bilmiş, gençliğinde babasının kendisine sağladığı müreffeh hayatı o da ailesine sağlamayı becermişti. Oldukça varlıklıydılar yani... DEVAMI YARIN

