Selim iki adım çekilip odaya karşıdan baktı. Tavanları, duvarları, çerçeveyi ve kapıyı boyamıştı. Pencerede takılı basma perdeleri mis gibi yıkamış, ütüleyip yeniden takmıştı. Odanın içine sinen hoş ve ılık sabun kokusu insanın içini ferahlatıyordu. Kanepeyi ıslak, sabunlu bezlerle silmişti gece. Yatmak için harekete geçtiğinde sabaha karşı dörttü saat. O zamana kadar temizlik işiyle uğraşmıştı. Yorulmuştu ama gerçekten güzel olmuştu her şey. Bir gün önce Esin gelmiş, alışveriş yapmışlardı. Küçük, tek kapılı buzdolabının içine itina ile yerleştirmişti aldıklarını. Heyecanlıydı. Uzun zamandır ertelenmiş bir davetti. Çok şeyler değişmişti aslında. Tekrar kontrol etti her yeri. Bir tek tavuklar alınacaktı daha sonra. Esin, "biz geldikten sonra gider alırız taze, taze" demişti. Saatine baktı, on ikiyi on geçiyordu. Neredeyse gelirlerdi. Esin ile hayatlarının akışı hakkında verdikleri karardan sonra ilk kez görecekti Suna''yı. Biraz tedirgindi. Sevdiği kızın en yakın arkadaşının da bu karara hayretle baktığını biliyordu. Bu konuda iki genç konuşmuşlardı. Camın kenarına oturdu. Müşfik ustayı düşündü. O günden sonra sanki aralarına bir soğukluk girmiş gibiydi. Bunun sıkıntısını yaşıyordu yüreğinin bir kenarında. Esin''e hiç bahsetmemişti. Belki korkudan, belki de onu üzmemek için. Çünkü Müşfik ustanın genç adam için önemini biliyordu genç kız ve kendi yüzünden böyle güzel bir ilişkinin üzerine kara bulutlar konması üzerdi onu. Kırmızı küçük araba bozuk yolda iki yana yalpalayarak gözükünce beyninin içindeki bütün düşünceler uçup gidiverdi sanki. Heyecanla fırladı yerinden. Büyük bir sınava giriyormuş gibi etrafına bir kez daha baktı. Esin ilk defa girecekti evinin içine. Kapıya çıktı, mütebessim bir yüzle seslendi: - Nihayet gelebildiniz! Merak etmeye başlamıştım. Suna indi önce, gülerek yaklaştı: - Kayboldu anam bu kız! Bir saattir oradan girecektik, yok buradan girecektik diye dönüp duruyoruz. Yaklaştı genç adama elini uzattı: - Merhaba, nasılsın görüşmeyeli? - Teşekkürler. Gördüğün gibi işte, hoş geldiniz... Esin arabayı kilitleyip yanlarına gelmişti. Selim genç kıza sordu: - Neden kayboldun? - Yok canım, sen ne bakıyorsun buna, bir önceki sokağa girmişim yanlışlıkla. Sadece o kadar... Suna kapının eşiğinden haykırdı adeta: - Onun adı kaybolmak değil mi ayol? - Çok konuşma haydi, kapının önünde çığlık çığlığa bağırıyor, şuna bak. Karnım çok aç, gir içeri... Suna koşar adımlarla açık kapıdan daldı. Selim''im bir oda bir de mutfaktan ibaret küçük gecekondusu ilk defa bu kadar önemli misafiri ağırlıyordu. Biraz mahcup bir tavırla atıldı genç adam: - Biraz küçüktür evim. Ama... Suna onun lafını kesti dikkatle etrafı süzerek: - Olsun, o kadar sıcak bir havası var ki... Hem büyük olunca ne olacak? Esin hiç konuşmadan mutfağı, odayı ve banyoyu kontrol etti. Gördüklerinden memnun olmuş olacak ki gülümsedi bilmiş bir tavırla: - Aferin sana, her yer pırıl. Bu demektir ki ben çok fazla yorulmayacağım... Bu işleri biliyorsun..
Selim rahatlamıştı. Genç kız saatine baktı, o anda hatırlamış gibi bağırdı. - Tavukları almadık daha. Haydi o zaman siz sofrayı hazırlayıp salataları yapın, ben arabayla iki dakikada gidip alayım. Genç adam itiraz edecek zaman bile bulamadı. Genç kız ok gibi fırlamış, arabaya binip motoru çalıştırmıştı bile. Selim içeriye girip iki elini çaresizce iki yana açtı. Suna biraz ciddi biraz da şakacı bir tavırla: - Bu kız böyledir Selim kardeş, aklına eseni yapar sonunun ne olacağını düşünmeden! DEVAMI YARIN

