Kaydet
a- | +A

Nemika hanım erkenden kalkmıştı her sabah olduğu gibi. Önce namazını kılmış, sonra kahvaltıyı hazırlamış, balkonları yıkamıştı. Canı sıkkındı birkaç gündür. Hülya''yı düşünüyor, artık zamanının geldiğini, Hakan''ın annesinin bir an önce gelip kızı istemesi gerektiğine inanıyordu. Tüm komşular kinayeli laflar etmeye başlamıştı. Hele dünkü buluşma tuz biber ekmişti üzerine. Mahmut dükkanı kapatıp eve geldikten sonra söylemişti karısına kızının kaçta geldiğini. Gözünden kaçmıyordu adamın. Nemika hanım hiç istemezdi çocuklarının yüzünden kocasıyla kötü olmayı. Mahmut da her seferinde:

- Hep senin yüzünden, sen yüz veriyorsun bunlara! Diyerek kendisini suçlardı. Oysa babalarından daha sertti kızlara karşı Nemika hanım. Sorumluluklarından çekindiği için midir nedir, her şeyde Mahmut''u öne sürerdi. Kızların ise umurlarında bile değildi. Yine bildiklerini yapıyorlar, istediklerini elde ediyorlardı. Bu iş böyle sürüncemede kaldığı müddetçe elin ağzı durmadan konuşacaktı. Öyle ya! Torba değil ki bu büzesin! Mahmut bir iki laf duysa etraftan hepsinin sıradan kemiklerini kırar oturturdu. Sakin bir insana benziyordu dışarıdan bakıldığında ama onun ne olduğunu bir Allah bilirdi bir de Nemika hanım... Sinirlendiği zaman gözü hiçbir şey görmez, hiç acımadan, gözünün yaşına bakmadan yürürdü üzerlerine. Eli de ağırdı. Kaynayan çaydanlığın cayırtısını duyar duymaz hemen koştu balkondan içeriye. Ocağın altını kısıp demledi çayı. İçeriden öksürük sesi duyuluyordu. Mahmut kalkmıştı. Adam ayaklarını sürüye sürüye geldi, mutfak kapısından uzattı başını:

- Saat kaç yahu! Geç mi kaldım?

- Sekize geliyor. Geç değil. Dedin ya akşam dokuzda çıkacağım diye... Uyandırmadım ondan.

Adam kahvaltı sofrasına baktı yan gözle... Dudaklarını şapırdattı:

- Bol domates doğra şöyle... Ekmeğimizi banalım...

Geri dönüp elini yüzünü yıkamaya banyoya girdi. İşlerini bitirdikten sonra gelip oturdu sofraya. Çevresine bakındı:

- Kızlar kalkmadı mı daha?

Nemika hanım ters bir şekilde baktı onun yüzüne:

- Yoklar işte Mahmut! Kalksalar burada olurlar...

- Ne kızıyorsun yahu, laf olsun diye sordum. Canın sıkkın senin, gene ne oldu?

Kadın başını eğdi yan tarafa doğru. Çayını karıştırdı öfkeli tavırlarla:

- Yok bir şey!

- Var, var... Söyle bakalım, ne oldu?

Omuzlarını silkti Nemika hanım:

- Hülya''ya sıkılıyorum. Bir an önce olup bitse şu iş... Uzadıkça uzadı. Kız anası olunca da gidip Meserret hanıma soramıyorsun ki. Onlar da niyetsiz midir nedir, yoklar meydanda. Bir an önce baş göz etsek...

Kocaman bir lokma ekmek koparttı Mahmut, yarısını böldü, domates tabağının içine bandı. Mis gibi sızma zeytinyağı kokuyordu. Ağzına atıp keyifle çiğnedi:

- Evvelki gün geldi Hakan, çocuk hazır gibi ama... Senin kızın da naz yapıyor haberin olsun. Çek bir konuş...

Başını salladı kadın. Kocası doğru söylüyordu, alıp karşısına ciddi bir şekilde konuşmak lazımdı.

- Olur! Bu gün konuşurum. Biraz geç gelir dükkana... diye mırıldandı. Mahmut bardağındaki çayı bir dikişte bitirip kalktı:

-Tamam, biz küçükle idare ederiz. Allah bereket versin. Ben alış verişe gideyim. Peynir, salam falan kalmadı. Mayonez de alacağım. Hafta sonu kalabalık olur. Şükürler olsun. Bu sene her zamankinden iyi durum. Kışa epey bir şey koyacağız kenara. Seneye bir de motor veya bisiklet uydurduk mu, belki pizza işine bile gireriz...

DEVAMI YARIN