Tarık ile Hülya o kadar kendi alemlerine dalmış konuşuyorlardı ki onları fark etmediler bile... Aylin ile Hakan kumların arasına girerek sahilde, denize yakın bir yerde kumsala çekilmiş kayığın başına gittiler güçlükle yürüyerek. Genç adam hemen cebinden metresini çıkartıp ölçüyü aldı. Aklı karmakarışık olmuştu. Hülya''yı kaybedişinin yüreğinde açtığı yara kanıyordu durmadan. Hayat anlamsız geliyor, hiçbir şey tat vermiyordu. Biraz olsun çalışarak kendini avutmaya uğraşmıştı bütün gün boyunca ama ufak bir tesadüf bütün bu didinmelerinin ürünü olan sakinliğini alıp götürüvermişti bir saniye içinde. Ağlamak istiyor, zor tutuyordu kendini. Yanındaki genç kız durmadan bir şeyler anlatıyordu ama onun sözlerinin hiç birini anlamıyor, bütün beyniyle, yüreğiyle Hülya''yı düşünüyordu. Kafasını kaldırıp gazinodan tarafa bakmaya bile cesaret edemiyordu. Biliyordu ki orada göreceği manzaraya dayanamayacak. Omzuna dokunan narin bir elle kendine geldi ve daldığı uçurumlardan çıkmayı başarabildi bir anda: - Kuzum ne oldu size? Duymuyor musunuz beni? Mahcup bir şekilde yere eğdi gözlerini. Siyah uzun kirpikleri elmacık kemiklerinin üzerine kadar inmişti.
- Özür dilerim Aylin hanım, çok özür dilerim... Ne olur bağışlayın. Bir an için daldım... - Önemli değil ama merak ettim. Birden bire? Birden içindeki ateşi anlatmak, ağlamak, boşalmak istedi. Yüreğini bir mengene gibi sıkan ıstıraptan bu şekilde kurtulmak için dayanılmaz bir istek duyuyordu. Acı dolu bakışlarını kaldırdı usulca. Siyah kirpiklerinde bir çiğ damlası gibi parlıyordu billur şeklinde gözyaşı. Aylin hayretler içindeydi: - Ama ... ama siz ağlıyorsunuz! - Ben... ben... çok kötüyüm... Aylin hemen koluna yapıştı genç adamın. Anlayışlı bir ses tonuyla itekledi yola doğru: - Gelin benimle... neyiniz var anlatacaksınız. Biz arkadaş sayılırız artık. Sizi gerçekten çok samimi ve saygılı bir genç olarak gördüm. Art niyetsiz ve iyi bir insan olduğunuz belli. Şimdi beni bir dost olarak görüp neler olup bittiğini anlatmalısınız... Sahildeki yol boyunca yürümeye başladılar. Sonunda sakin bir bank bulup oturdular üzerine. Hakan olanlara kendisi de şaşırıyor, hiç adeti olmadığı halde hiç tanımadığı bu genç kıza bütün ıstırabını nakletmek için dayanılmaz bir istek duyuyordu. Usulca konuşmaya başladı. Başından sonuna kadar bütün her şeyi, uzun yıllar boyunca yüreğini kemirip bitiren sevdasını doyasıya anlattı. Hem de kendisinden beklenmeyen bir açık yüreklilikle. Aylin ise sessizce dinliyordu genç adamı. Bazen onun da gözleri doluyor, karşısındaki gencin acısını yürekten paylaştığını gösteren bir ifadeyle yüzü buruşuyor, dudaklarını ısırıyordu. Hakan hikayesini en ince ayrıntısına kadar nakletmişti ama o ana kadar kendisini bu dayanılmaz acıların içine atan genç kızın kim olduğunu açıklamamıştı. Sözlerinin sonunda yaptı bu açıklamayı: - İşte, beni böylesine kahreden o kızı gördüm demin gazinoda otururken. Sizin arkadaşınızın yanında. Tarık mıydı adı? İrkildi Aylin. Tuhaf, acı dolu bir tebessüm belirdi dudaklarında. Onun da ilgi duyduğu gencin kendisine tercih ettiği kızdı Hülya. Bir müddet sessiz kaldı. Sonunda olgun bir şekilde mırıldandı: - Seni çok iyi anlıyorum Hakan. Bana bu kadar özel bir konuyu açtığın, benimle paylaştığın için de teşekkür ederim. Senin için iyi bir dost olmaya çalışacağımdan emin olabilirsin.
Garip bir gülümsemeyle devam etti: - Biliyor musun ben de Tarık''a karşı ilgisiz değildim. Ama... Hakan hayretle kaldırdı başını. İkisi de donuktu. Bir an göz göze geldiler. Ama hemen ardından kahkahalarla gülmeye başladılar. Garip bir tesadüf kuvvetli bir dostluğun başlamasına neden olmuştu birkaç saniyede.
- Şimdi daha da rahatladım Aylin... diye mırıldandı genç adam. Sanki ıstıraplarına bir ortak bulmanın sevincini yaşıyor gibiydi.
DEVAMI YARIN

