Kaydet
a- | +A

Ece telaşlı bir şekilde koştu salona... Hazırlanan masaya baktı, kontrolünü yaptı. Ortalarda dolaşan kocasına seslendi - Ferhat, Ferhat... gelsene buraya... Bak, şimdi, şuraya Doğan beyi oturtalım...Şuraya da babam otursun... Bilmiş bir tavırla masadaki sandalyeleri gösteriyordu. Ferhat onun elini tuttu: - Yavaş karıcığım, bırak herkes istediği yere otursun...

Nişan günü gelmişti. Doğan bey telefon etmiş, havaalanından doğruca restorana geleceğini söylemişti. Karısı her ne kadar itiraz etse de karışmamasını, herkesin restorana gidip kendisini beklemesini iletmişti. Aile arasında yapılıyordu nişan. Ailenin dışından bir tek Füsun gelmişti. Muazzez hanım telaşlı bir şekilde koşturuyordu ortalıkta. Güzel, uzun bir masa hazırlanmıştı işletme tarafından. Birkaç gün önce alış veriş faslı bitmiş, yüzükler ve nişanda giyilecek kıyafetler alınmıştı. Tıpkı gözlerinin renginde, zarif, abiye bir kıyafet beğenmişti İclal. Annesinin ve müstakbel kayınvalidesinin de fikrini alıp kararını vermişti. Gerçekten çok yakışmıştı genç kıza. Oktay ise krem rengi takım bir elbise almış, açık renk kıyafetin içinde esmer teniyle çok yakışıklı olmuştu. Saat sekize geliyordu. Perihan hanım da gelmişti restorana. Kapıda karşıladı dünürleri yaşlı kadını: - Hoş geldiniz Perihan hanım... Doğan bey daha gelmedi galiba... Muazzez hanımın bu sorusu yaşlı kadının yarasını depreştirmiş olacak ki boşaldı adeta kurgusu bozulmuş zemberek gibi: - Ah kardeşim, bu erkeklerin işine akıl sır ermiyor, hiç yapılacak şey mi şu?.. Çocuğun nişanı takılacak. Doğan''ın yaptığına bakın... Ben ne desem haksız mıyım şimdi? Gerek İclal, gerekse Ece ve Muazzez hanım yatıştırmaya çalıştılar yaşlı kadını. Saat sekiz buçukta bütün herkes hazırdı masanın etrafında. Bir tek Doğan bey bekleniyordu. Yüzükleri de o takacaktı zaten. Oktay sinirli bir şekilde saatine bakıyor, geç kalan babasına için için öfkeleniyordu. Ferhat ortalığı yatıştırmak için bütün hünerini gösteriyor, esprileri ile ortalığı kasıp kavuruyordu. İclal sinirli bir şekilde dolaşan Oktay''ın yanına gitti: - Biraz sakin ol lütfen... Birazdan gelir. Uçak rötar yapmıştır belki... Oktay burnundan soluyordu: - Bu olacak şey mi Allah aşkına. Israr etti bu gün olacak diye. Yarın da takabilirdik yüzükleri rahat rahat... Tam o sırada İclal heyecanla bağırdı: - İşte geldi... Gerçekten Doğan beyin iri silueti kapıda görünmüştü. Oktay heyecanla koştu o tarafa doğru. Biraz da olsa sitem edecekti babasına. Çok gerilmişti beklerken. Yaşlı adamın yanına yaklaştığı sırada arkasında ufak tefek bir karaltı daha gördü. Durakladı. Masadaki herkes ayağa kalkmıştı. Yaşlı doktor gülümseyerek bağırdı: - Sizi beklettim, özür dilerim ama bir misafir getirmek zorundaydım, bu mutlu günde burada bulunmaya en fazla hakkı olan bir misafir. İzninizle tanıştırayım. Arkasına döndü ve hemen ardında mahcup, ürkek tavırlarla bu hiç bilmediği dünyanın içine bir bomba gibi düşüveren Kezban''ı çekti yanına: "Kezban... Oktay''ın öz annesi..." diyerek tanıştırdı yanındaki köylü kadını.

Oktay titriyordu. Dudaklarından ağlamaklı bir sele döküldü kelimeler: - Anne... Anneciğim... Geldin ha? Son derece keyifli, son derece neşeli bir gece geçirdiler. Yüzükler takıldığı sırada Kezban''ın göz yaşları herkesi duygulandırdı. İclal onu hiç bırakmadı, bütün gece ilgilendi... Oktay ise mutluluktan şaşkın bir vaziyette bir oraya, bir buraya gidip geliyordu. Doğan bey onun yanına yaklaştı bir ara: - Canım oğlum, mutlusun değil mi? Artık annen bizimle yaşayacak. Hepimiz bir aileyiz biz. Şunu unutma hiç sen bizim için en kıymetli varlıksın... En değerli şeyimizsin üçümüz de seninle gurur duyuyoruz... Oktay minnet dolu yaşlı gözlerini açıp kapadı. Babasının elini tutup sıktı. Fısıldadı: - Sağ ol baba... SON