Kaydet
a- | +A

Selim bu sözlerdeki gizli manayı anlamış olacak ki kaşları çatıldı. Buzdolabından kıvırcık marulları çıkartmış, domateslerle birlikte Suna''ya vermiş, genç kız da çeşmenin altında onları yıkamaya koyulmuştu. Genç adam usulca sordu: - Bu sözlerde bana da bir gönderme var değil mi? Suna ellerini ıslak oldukları için öne doğru uzatarak geri döndü ve genç adama baktı sevimli, kara gözleriyle: - Senin aklın kesiyor mu bu evlilik kararına Selim? - Neden? Ben Esin''i seviyorum, herkes bu karara çıkarlarım için vardığımı düşünebilir ama ben kendimden eminim. İskender beyin beş kuruşunu bile istemiyorum. Suna güldü acı acı: - Tamam kardeşim, o konuda kimsenin sıkıntısı yok zaten. Sen iyi ve dürüst bir gençsin, bu belli. Ama mesele o değil! Bu kızın bunca sene yaşadığı bir hayat standardı var... Bu nasıl sağlanacak? Bu soruya karşı tarafı beklemeden kendi cevap verdi: - Sağlanamayacak! O zaman? Bir düşün... Bu değişikliğin onda oluşturacağı bir kargaşa olacak muhakkak! Bunu doğru anlayıp, adını doğru koyabilecek misin? İmkansız Selim. Sen bu kargaşayı kendi üstüne alınacaksın. Kendini suçlayacak, hep şüphe içinde kalacaksın? Acaba mutsuz mu? Acaba pişman mı oldu diye... Bütün bunlar önemli. Ben bunları Esin''le de konuştum. Genç adam düşünceli bir şekilde kaldırdı ela gözlerini: - Ne dedi? - Ne diyecek! "Saçmalama" dedi... Bu sözler üzerine ikisi de gülmeye başladılar... Ama Selim''in içine bir kurt düşmüştü. Israrla bir kez daha sordu: - Gerçekten ne dedi Esin bunlara? Suna ona acıyarak ve sevgiyle baktı. Tatlı bir tebessüm belirdi dudaklarının kenarında. Gülümseyince yanağında derin bir gamze oluşuyor, bu da sevimliliğine daha da bir katkı yapıyordu: - Müsterih ol! Seni o kadar çok seviyor ki bütün bunların üstesinden geleceğinizi düşünüyor... Selim rahatlamıştı. Tam bu sırada arkalarından duyulan sesle ikisi de irkildiler: - Neler oluyor, ne dedikodusu yapıyorsunuz bakayım burada? Suna hızla dönüp sesin sahibinin Esin olduğunu görünce baş parmağını ağzına sokup damağını kaldırdı: - Kız, azıcık aklım var zaten o da gitti, buyur bakalım... İnsan "ben geldim!" diye feryat eder kapıdan girince. Ya seni çekiştiriyor olsaydık az önceki gibi? Esin kaşlarını çatıp şakadan ellerini beline koyarak iki adım attı arkadaşına doğru: -Ne dedin, ne dedin sen, az önceki gibi mi? Az önce benim hakkımda mı konuştunuz yoksa! Suna korkmuş gibi yaparak parmağıyla Selim''i işaret etti: - Ben değil, o konuştu.... Delikanlı şaşkın bir halde bağırdı: - Ne... Ben mi? Bu kız yağlı kara yahu! Ağzımı açmadım hayatım, inan bana! Kahkahalarla gülüştüler. Yine Selim''in bütün sıkıntılarını göz ardı ettiği o neşeli ortamı yakalamışlardı. Keyifle geçtiler mangalın başına. Mutfağın arkasında avlu gibi bir yer vardı. Oraya çıkarttı ateşi genç adam. Güzelce pişirdi küçük tavuk butlarını ve kanatları. Esin sofrayı hazırlamıştı bu arada. Masaya oturdukları vakit saatin bir buçuk olduğunu görüp hayret ettiler üçü de. Zaman birlikteyken o kadar çabuk geçiyordu ki. Esin yemeğin sonunda Sunaya döndü gülümseyerek: - İnşallah, evimize de gelip böyle misafir olacaksın. Kalırsın da o zaman... Selim keyifle ve utanarak gülümsedi ona bakıp. İçinin titrediğini, sevinçten haykırmak istediğini düşünüyordu.

DEVAMI YARIN