Kaydet
a- | +A

Oktay hıçkırmaya başlamıştı. Kuyulu''nun "dilsiz nine"si usulca uzandı oğlunun hıçkırıklarla sarsılan kafasına. Yılların yorgunluğundan kıvrılmış, şeklini kaybetmiş parmaklarını onun tıpkı babası gibi siyah, gür saçlarında dolaştırdı.

- Ağlama... Hoş, ağlamak da bizler için ama ağlama. Hayat o kadar acımasız ki... Kim bilir neler yaşayacaksın ağlamak için. Sonra kuruyuverir göz pınarların. Benim gibi kalırsın ortada.

Sarsılarak cevap verdi delikanlı: - Ben seninle olmak istiyorum artık. Bu kadar bencil olmamı bekleyemezsin benden. Ben mutlu olacağım sen burada böyle yaşayacaksın. Olmaz! Benim anamsın sen. Bırakamam burada artık. Ben senin yanında olmalıyım artık. Beraber olmalıyım.

Bu sırada kapı vuruldu kuvvetlice. Hemen toparlandı Oktay. Kezban sopasına yaslanarak kalktı minderin üzerinden, iki yana sallanarak kapıyı açtı. Muhtardı gelen. Tütünden sararmış dişlerini göstererek sırıttı. - Ne yaptın dilsiz nine? Oğlun burada mı hâlâ? Kaşları çatıldı Kezban''ın. Sanki töreleri koyanlar onlarmış gibi, adetleri çıkaranlar onlarmış gibi hep öfkeliydi çevre insanlarına. Kızgındı. Bu zincirleri kıracak hiçbir şey yapmadıkları için, tıpkı otlağa çıkarttığı koyunlar gibi başlarını eğip her şeyi kabullendikleri için kızgındı. Sürüden ayrılmayı bir kendi denemişti buralarda, o da kurtlara yem olmuştu.

- Ne yapacaksın? Muhtar gözlerini açtı: - Vay canına be! Bayağıdan konuşuyorsun sen yahu! Bunca sene sustun oturdun, hale bak! Kezban sopasını kaldırdı: - Git işine be! Haydi! Karışmayın bana.

Kapıyı kapattı hızla. Muhtar kapının önünde kalakalmıştı. Söylenerek döndü geriye çaresiz. Oktay annesine baktı hayretle: - Ayıp olmadı mı? - Kime, onlara mı? Yok canım sen de... Onlar alışık, böyle şeylere. Meraklılar. Burada sevdamı, hasretimi, acımı tek başıma çekerken, yapayalnız yaşarken soran olmadı da şimdi oğlum gelmiş diye meraktan ölüyorlar... yağma yok! Gülümsedi Oktay. Hoşuna gitmişti annesinin isyanı.

- İmkânların olsaymış dağları devirirmişsin sen anne... Kezban gözlerini kıstı. Buruşmuş yüzü gerildi. Boğuk sesiyle mırıldandı: - Deviremedim... Deviremedim işte. Seni tutup çıkarttım enkazın içinden ama kendim hiçbir şey yapamadım.

Oktay fırladı yerinden, dizlerinin üzerinde yanına gitti anasının. Ellerini tuttu onun: - İşte, şimdi yap kendin için. Ben elimi uzatıyorum. Kurtardığını söylediğin ben uzattım elimi, tut, birlikte çıkalım, hiçbir şey için geç değil ki...

Kadın çevirdi başını öte yana. Kuruyan dudaklarını ıslattı diliyle. Evinin içine baktı. Kerpiç duvarlar rutubetten yer yer yosun tutmuştu. Ocağı olduğu yer kararmıştı isten. Kaşlarını kaldırdı: - Olmaz... dedi kararlı bir ifadeyle...

- Beni yurdumdan yerimden etme. Ben yaşayamam öyle yerlerde. Hiç yaşamadım, hiç öğrenmedim. Kızarım, sinirlenirim ama öğrendiğim gibi, gördüğüm gibi yaşarım. Alıştım ben. Memnunum.

Oktay gözlerini kıstı: - Son sözün bu mu? Başını salladı Kezban gözlerini saklayarak: - Bu! Dahası yok artık. Sön sözüm bu! Kırgın bir ifadeyle baktı annesine delikanlı. Ayağa kalktı. Ceketini giydi: - İyi o zaman. Beni istemeyen insanın yanında ben de olmam... Hoşça kal!

DEVAMI YARIN