Genç kız bir tutam çayın çıkardığı demin yarısını emektar Güler''in bardağına koydu. Kendi payına düşen oldukça açık çayı da alarak odaya döndü. Güçlükle yürüyordu. Onun dermansız halini gören Güler fırladı ayağa: - Sen iki canlısın, otur da ben yapayım... Ne gerek vardı ki çaya falan. Ben seni görmeye geldim. Alış veriş için çıktım dışarıya. Evde bir şey kalmadı, babanı bilirsin, her şeyi tam ister...
Birden durakladı. Dikkatle genç kadının yüzüne baktı. Esin dudaklarını ısırmıştı babasından bahsedildiğini duyunca.
- Ben de laf ettim, böyle patavatsızımdır işte... diyerek tamir etmeye çalıştı kadın. Esin acı bir gülümsemeyle cevap verdi: - Nasıllar Güler abla, sağlıkları, sıhhatleri iyi mi? - İyiler, iyiler. Aynen bildiğin gibi... Genç kadın çayından bir yudum aldı. Mide bulantısı yeniden başlamıştı ama hafif olarak. Yüzünü buruşturdu. Eliyle karnını sıvazladı: - Bu beni çok üzecek, o kadar ağır bir hamilelik geçiriyorum ki bilemezsin, mide bulantısından, baş dönmesinden öleceğim. Güler dudaklarını ısırdı yüreğinden kopup gelen acı dolu çığlığı bastırabilmek için. İki kez üst üste yutkunmak zorunda kaldı.
- Bazen öyle olurmuş... Ben yaşamadım ama seni doğurmuş sayarım kendimi hep. Ben de çocuktum elime geldiğinde, beraber büyüdük seninle. Bana kardeş oldun, evlat oldun, arkadaş oldun. Şimdi sensiz o kadar.... Sesi titremeye, gözleri dolmaya başlamıştı. Esin onun sözlerini bitirmesine fırsat vermeden atıldı: - Aaaa, yapma Güler abla, beni ne kadar çok sevdiğini bilmesem, mutluluğumdan memnun değil diyeceğim. Ben o kadar memnunum ki hayatımdan. Bir kere Selim çok ama çok iyi bir insan. Beni el üstünde tutuyor, bir dediğimi iki etmemeye çalışıyor. Evet, biraz koşullarımız sağlıklı ve güzel değil ama olsun. Biraz toparlanayım, ben de çalışacağım. Suna gelip gidiyor eksik olmasın. Bir ara bu bebek yüzünden bayağı zor anlar yaşadım. Hastahaneye falan gittik, sağ olsun hep yanımdaydı Suna...
Bu kadar uzun konuşmak yormuştu genç kadını. Derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. Onun gözlerindeki yorgun bakışı, yüzünün solukluğunu gören kim olursa olsun hamileliğin getirdiği rahatsızlıkların ötesinde bir şeylerin yaşandığını muhakkak anlardı. Güler hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi onun anlattıklarını dinliyordu.
- Annem ve babam çok kızdılar değil mi bana Güler abla? Emektar kadın başını sallamakla yetindi. Çayını bir lokmada bitirip masaya bıraktı bardağı. - Hem de nasıl, baban geceler boyu uyumadı.
Çevresine bakındı, dudak bükerek: - Haksız da değil hani... Bak şu yaşadığın yere be kızım. Hiç o saray yavrusundan çıkıp, prensesler gibi sürdüğün hayatı elinin tersiyle kenara itip, bu cenderenin içine girmek akıl kârı mı? Kızma bana... Bunları söylemeye hakkım var... Bak şu haline. Hastasın belli. Ben yapılacak bir şeylerin varsa yapayım.
Cevap beklemeden fırladı ayağa, mutfağa doğru seğirtti. Esin hızla kalkmaya çalıştı yerinden. Elini uzatmış, onu yakalamak istermiş gibi bağırıyordu: - Yok bir şey Güler abla, yapılacak hiçbir şey yok, inan ki... Aslında genç kadının bütün telaşı dolabının içini göstermemek içindi. Fare düşse başı yarılırdı. Hiçbir şeyleri kalmamıştı. Sabah Selim giderken kalan beş patatesi çıkarmış, haşlamıştı. Tuzlayıp, ucuz cinsinden biraz peynirle yiyeceklerdi. Taksi parası, ilaç parası derken Nazım''ın verdiği harçlıklar da tükenmişti. Güler onun feryatlarına aldırmadan dalmıştı bile mutfağa. Etrafına bakındı, dolapları kontrol etti. Peşinden gelip kapının pervazına dayanıp kalan Esin''e döndü: - Haklısın kızım, hiçbir şey yokmuş gerçekten... DEVAMI YARIN

