Kaydet
a- | +A

Elini cüzdanına attı Saadet hanım... Bu sefer bir beş yüz liralık banknot çıkardı. - Al bunu Zehra. Bana kalırsa sakla bunu. Görmesin kocan. İdare edersin birkaç gün. Sonra ben sana yine veririm. Kadın utancından yerin dibine girdiğini düşünüyordu. Kafasını kaldırmadı yerden. Usulca mırıldandı: - Allah razı olsun abla. Sen de olmasan... Saadet gülümsedi sadece. Tam kapıdan çıkarken geri çevirdi başını: - Dediğimi düşün iyice. Bana en kısa zamanda bir haber ver. *** Döndü elinde çay tepsisiyle girdi içeriye... Zehra sedirin ucuna ilişmişti eğreti olarak. Kucağında uyuyan Emine''yi yavaşça yanına yatırdı. Ümit ise her zamanki sessizliğiyle bir köşedeydi yine. Tuncer ve Asiye evde kalmışlardı. Oğluna emanet etmişti hasta kızını. Döndü''nün uzattığı tepsiden bir bardak aldı. Bir de şeker koydu içine. Gözleri dolu doluydu.

- Hay Allah! Ne oldu bu adama böyle.. Yakup, benim bildiğim Yakup böyle şeyler yapsın ha? Olacak şey değil, insanın inanası gelmiyor yahu... Bilmiş bir tavırla çayından büyükçe bir yudum daha aldı. Kafasını iki yana salladı: - İnan ki şaştım kaldım. Hele bekle Hüsamettin ağabeyin gelir birazdan. Kız nerede şimdi kocan? - Bilmiyorum ki abla, sabahın köründe çıkıyor, işi yok, gücü yok. Çavuşla kavga etti çalıştığı yerde, kovdular tabii. Adamı dövmüş. Para da yok ortada. Ne yer, ne içeriz abla, önümüzdeki ay kira vermemiz gerekecek. Peşinat bitti. Benim kazandığım kirayı bile karşılamıyor, ne yaparız biz burada aç sefil... Tam bu sırada kapının vurulduğunu duydular. Döndü başının örtüsünü düzeltip kalktı, İzmir''e geldiğinden beri epeyce şişmanlamıştı. Adeta yuvarlanarak yürüyordu.

- Arabanın sesini de duymadık ama, Hüsamettin ağabeyindir inşallah gelen. Gerçekten de Hüsamettin''di. Yorgun bir halde itti açılan kapıyı: - Kız neredesin be, bir saattir kapıdayım. Çekil şöyle, geberdim yorgunluktan bugün. Döndü fısıltıyla konuştu: - Zehra içeride, Yakup paraları yemiş. Adam küçük, kahverengi gözlerini açtı şaşkınlıkla: - Deme yahu? Haydaaa...

Acele hareketlerle oturma odasına girdi:

- Zehra, ne oldu kız? Doğru mu Döndü''nün dedikleri? Başını eğdi, titrek, suçlu bir sesle: - Doğru ağabey, yardım et bana. Ne yapar, ne eder bilemem. Asiye hasta evde yatıyor, Allah razı olsun Saadet hanımdan, alıp hastahaneye götürdü. Çocuk olanlardan dolayı hastaymış, çok korktuğu için.

Döndü kapının ağzında ayakta duruyordu. Atıldı bilmiş bir tavırla: - Dövmüş Zehra''yı. Kolunu kırasıymış az daha... Yüzünü morartmış geçenlerde.

Hüsamettin dikkatle baktı kadına. Gerçekten de yanağındaki morluk hafiflemişti ama belli oluyordu hâlâ.

- Ne oldu buna böyle, azdı mı ne? Kadın sessiz kaldı bu soru karşısında. Yutkundu. - Sen büyüğümüzsün ağabey, sever, sayar seni, bir konuşsan. Bak halimiz çok kötü. Eller bile farkında, bugün Saadet hanım geldi, Asiye''yi ver bana diyor, velayetini alayım, okutayım diyor. Böyle giderse... Döndü''nün gözleri parladı: - Kız aptallık etme ver, birinden kurtulursun hiç olmazsa. Doğru demiş, çocuğunun hayatı kurtulur, çok zengin onlar. Bildiğin gibi değil. Sultanlar gibi yetişir kızın. Hüsamettin elini kaldırarak susturdu onu: - Kes be kadın, dur şimdi, sırası mı? Zehra kızım nerede bu Yakup? Nerede bulurum ben onu? - Bilmem ki ağabey. Nereye gider, ne eder, hiç bilmem ki... Çaresizce sustu. Bütün umudu bu insanlardaydı artık. Ailesinin bir girdabın içinde çırpındığını görmenin ıstırabıyla içini çekti...

DEVAMI YARIN