Hastahanenin koridorlarında deli gibi koşuyordu Suna. Elindeki çantasını iki tarafa savurarak ilerliyor, önüne çıkan herkese çarpıyordu. Nihayet acil kapısına ulaştığı zaman bitkin bir halde bekleyen Selim''i gördü. Tiz bir sesle bağırdı: - Selim... Selim.. Nerede Esin? Genç adam hemen genç kıza doğru yöneldi. Ağlamaklıydı. Suna onun bembeyaz olduğunu fark etti.
- Sakin ol bakalım, ne oldu, ne kadar şaşırdım telefonu alınca. Selim karısı yere yığılır yığılmaz bir panter gibi atılmış, neredeyse yere düşmeden yakalamıştı cılız bedeni. Hemen fırlamıştı evden. Yanındaki paranın azlığına aldırmadan bir taksi çevirmiş ve doğruca Devlet hastahanesine gelmişti. Taksi şoförünün ücretini ödemek için elini cebine attığında taksimetrede yazan paranın yarısını bile denkleştiremeyeceğini görmüş hemen oradan bir jeton alarak Suna''yı aramıştı. Genç kız yıldırım hızıyla gelmişti. - Suna... Dışarıda taksi var... parasını ödeyemedim... -Tamam, merak etme sen. Benim yanımda yetecek kadar var. Daha bugün gönderdi babam.
Birlikte çıkıp taksinin ücretini ödediler. Şoför beklediği için olacak homurdanarak aldı parasını ve yıldırım hızıyla fırlayıp gitti. Tekrar içeriye döndüler. - Nerede Esin, ne oldu, konuş ne olur, meraktan öleceğim. - Bilmiyorum ben de Suna. Eve geldiğimde kanepede kıvrılmış yatıyordu. Yüzü sapsarıydı, başının döndüğünü, midesinin bulandığını, başının ağrıdığını söyledi. Sonra kalktı, yemek yedik. Arada sanki ıstırabı varmış gibi yüzünü buruşturuyordu. Ben de sordum. Bir şeyim yok diye ayağa kalktı, o anda yığıldı işte. Kaptığım gibi buraya getirdim. Aldılar içeriye, daha çıkmadı. Ne yapıyorlar içeride bilmiyorum. Neredeyse ağlayacaktı. Suna onu teselli etmek zorunda olduğunu fark etti: - Tamam, tamam, şimdi emin ellerde, merak edecek bir şey yok... Şimdi öğreniriz ne olup bittiğini.
Esin''in bulunduğu odanın kapısında duruyorlardı. Arada bir hemşire çıkıyor, o anda Selim deli gibi atlıyordu kadının üzerine: - Nasıl, hemşire hanım, karım nasıl? Hemşire gözlerini açarak şaşkınlıkla bakıyordu genç adama: - Beyefendi biraz sabırlı olun lütfen, doktor bey görüşecek sizinle. Eşiniz muayene oluyor hâlâ....
Neredeyse bir saat beklediler. Sonunda kısa boylu, saçları dökük, yuvarlak yüzlü bir doktor çıktı dışarıya. Etrafına bakındı birilerini arar gibi. Selim hemen koştu: - Doktor, ben... İçerideki bayanın... - Siz nesi oluyorsunuz? - Eşiyim doktor... Nasıl, nesi var? Kısa boylu doktor ellerini beyaz önlüğünün cebine soktu: - Merak edilecek bir şey yok... Eşiniz iki aylık hamile. Bir bebeği olacak. Yalnız... Suna bir sevinç çığlığı attı doktorun sözlerinin bitmesini beklemeden. Selim şaşkın bir şekilde gözlerini kıstı: - Yalnız ne doktor? - Bir beyin tomografisi çekmek isterim. Baş ağrılarından şikayetçi. İçimizde kuşku kalmasın. Bir bakalım. Tomografiyi çektirip getirin. Burada çekilmiyor çünkü. Özelde çektireceksiniz. İhmal etmeyin ama...
Selim tedirgin olmuştu. Israrla sordu: - Yani kötü bir şey mi doktor? Beyninde... Allah korusun... Doktor güldü onun heyecanına: - Kardeşim, tedbir! Kuşkumuz kalmasın, bir şey olduğunu sanmıyorum ama bir kontrol edelim değil mi? DEVAMI YARIN

