Kaydet
a- | +A

Selim ellerini montunun cebine sokmuş, kaldırımda ileri geri yürüyordu. Oldukça soğuktu hava. Bahar yaklaşmış olmasına rağmen soğuk hâlâ devam ediyor, hatta ülkenin birçok bölgesinde şiddetli kar yağışı yaşanıyordu. Çoğu yerlerde yollar kapalı, köylere ulaşılamıyordu. İstanbul''da bu soğuk havadan nasibini alıyordu kuşkusuz. İki gün önce akşamüzeri hafif bir kar serpintisi bile olmuştu. Oysa Mart ayı bitiyor, neredeyse birkaç gün sonra Nisan''a giriliyordu.

Genç adam sabah erkenden kalkmıştı. Gecenin önemli bir bölümünü zaten uykusuz geçirmişti. Gözlerini sıvaları dökülmüş tavana dikip saatlerce düşünmüştü. İçindeki ümit gittikçe büyüyordu. Hele akşamüzeri genç kızın dükkana gelişi umutlarıyla birlikte cesaretini de arttırmıştı. Sabah erkenden kalkmış, güzelce tıraş olmuş, akşamdan hazırladığı beyaz gömleğini, üzerine de yuvarlak yakalı nefti yeşil kazağını giymişti. Ayağındaki siyah pantolon bütün gece şiltesinin altında kalmış, eski usulle ütülenmişti. Saat sekiz buçukta hazırdı. Şaşkınlığına sonradan kendisi de gülmüş, buluşma saatine daha üç buçuk saat olması bu zamanı geçirecek bir şeyler aramasına yol açmıştı. Sonunda her zaman yaptığı şeyi yaptı, oturup kitap okudu. Ama büyük bir ihtimalle okuduğu yerleri ileride bir kez daha baştan okuması gerekecekti, çünkü hiçbir şey anlamamıştı. Gidip gelmekten yorulmuş olacak ki yol kenarındaki duvara dayadı sırtını. Babacığından kalan saatine baktı, on bir buçuğu beş geçiyordu. Heyecanın getirdiği tedirginlik hemen çörekleniverdi beynine. "Ya gelmezse?" " Ya başka bir şey çıktıysa?", "Ya sadece bir anlık bir şeyse?" Korkuları heyecanının yerini almaya başladığı sırada göründü küçük kırmızı araba. Birden birkaç saniye önce beynini, yüreğini kaplayan sabırsızlık ve tedirginlik uçup gidiverdi ve günlerdir içini kavuran coşku, heyecan geri geldi. Yüzüne mutlu bir gülümseme yayıldı. Esin genç adamın önünde durdu, eğildi arabanın içinden, camdan seslendi: - Geç kaldım değil mi? Trafiğe takıldım, az ileride bir kamyon yüzünden on dakika bekledik neredeyse, haydi binsene! Selim hemen atladı ön tarafa. Kibar bir şekilde mırıldandı: - Günaydın... Gelmeyeceksin sanmıştım. Esin kısa bir kahkaha attı: - Hah, hah, hah! Neden gelmeyeyim ki... - Ne bileyim ben. Korktum. Düşünüyorum da her şey o kadar çabuk oldu ki... Belki dedim... Gerisini getiremedi. Susup başını camdan dışarıya çevirdi. Esin alaycı bir ifade ile tamamladı kendince onun sözünü: - Belki dedin bu kız düşünüp taşındı, vazgeçti... - Aynen öyle... Genç kız gözlerini yoldan ayırmadan tane tane konuştu: - Neden öyle bir şey yapayım ki... Benim kendime güvenim sonsuzdur. İnsanlar birbirlerini tanımadıkları zaman bir anda tanışırlar, ne bileyim bir şeyler vesile olur ve dostluk başlar. Bunun belli bir zamanı olması mı lazım. Mesela on beş gün geçmeden arkadaş olunmaz! Gibi? Selim mahcup bir tavırla eğdi başını. Bu kızın yanında kendisini zayıf hissediyordu. O kadar kendinden emin ve o kadar kişilik sahibiydi ki, insan elinde olmadan garip bir çekingenlik ve saygı duyuyordu.

Esin usta bir manevrayla caddenin sağ tarafına geçip döndü. Yan gözle dikiz aynasına baktı, yolun serbest olduğunu görünce arkasına yaslandı: - Demek öyle... Niye böyle düşündün anlamıyorum. Ben seni tanıdım ve kişiliğin hoşuma gitti., Arkadaş olabileceğimizi düşündüm ve bir adım attım. Neden vazgeçeyim? Genç adam başını kaldırdı, yutkundu: - İyi o zaman, memnun oldum böyle düşündüğüne. Benim yerimde sen olsaydın, aynı tedirginlikleri sen de duyardın. Esin onun ne demek istediğini çok iyi anlamıştı. Cevap vermedi. Genç adam aralarındaki hayat standardının farklılığını kastediyordu. Onun bu farklılığın ezikliğini yaşaması genç kızın hoşuna gitmemiş, canını sıkmıştı.

DEVAMI YARIN