Genç adam laboratuardan çıktığı zaman sanki yıllardır özgürlüğü elinden alınıp da suçsuzluğu anlaşılınca salıverilmiş bir mahkum gibi şaşkın hissetti kendisini. Doktorun söylediği fiyattan sonra ne cevap verdiğini hatırlamıyordu bile. Neredeyse bir buçuk aylık maaşlarıydı istenen para. Ölse bulamazdı bu kadarını bir arada. Ne satabilecek değerli bir eşyası vardı, ne de böyle bir miktarı isteyebilecek bir yakını. Yine de önündeki tüm imkânları denemek zorundaydı. Aklına gelen ilk isim kahveci Nazif oldu. Müşfik ustanın yanından ayrıldığı zaman bu konuda kendisine hak verip, yardımcı olmaya çalışan tek kişi o olmuştu. Hemen otobüse atladı. Dükkandan izin almıştı karısının hastalığını söyleyip. Suna kalmıştı Esin''in yanında. Genç kadının rengi sararmış, yüzü süzülmüştü iki günde. Kafasının içindeki karmakarışık düşüncelerle birlikte yirmi dakikalık bir otobüs yolculuğundan sonra Nazif''in kahvesine gelmişti. Çekingen bir tavırla girdi içeriye. Dokunsalar ağlayacak gibiydi. Yüzünün rengi kararmıştı. Çay ocağının arkasındaki pala bıyıklı, sevimli kahveci onu bu halde görünce, belindeki rengi solmuş önlüğe ellerini kurulayarak hemen yanına yaklaştı: - Oğlum, hayırdır, bu ne hal böyle? Cenazen mi var yoksa? Berbat görünüyorsun!.. Selim kaşlarını kaldırdı: - Ağabey, çok kötüyüm. Başımıza neler geldi bilsen... - Dur hele, otur önce şöyle... Hayırdır İnşallah! Ne oldu yahu durup dururken böyle... Eliyle çırağa işaret etti iki çay getirmesi için. Tezgaha yakın, dip taraftaki masalardan birine karşılıklı oturdular. Kahve çok kalabalık değildi. Her zamanki gibi normal müşteri potansiyeli kadar insan vardı. İçeride zamanla insanın alıştığı doğal bir uğultu ve kesif bir sigara dumanı hakimdi. Selim yutkundu çırağın getirdiği çayı karıştırırken: - Esin çok hasta Nazif ağabey... Hastahaneye kaldırdık. Hem de... Önüne baktı, utanmıştı. Fısıltıyla devam etti: - İki aylık da hamile... Şişman adam gözlerini açtı, yüzüne sevimli bir ifade yerleşiverdi: - Vay! Aslanım, desene baba olacaksın... İyi de ne oldu hanım kıza, hamilelikten mi kaynaklanıyor hastalığı? Başını iki yana salladı Selim: - Değil ağabey... Baş ağrıları varmış... Doktor ısrarla tomografi çekmenin şart olduğunu söylüyor. Ben de gittim, konuştum laboratuardakilerle. Doktor ısrar edince, bir de kart verdi adam yardımcı olsunlar diye.. Asıl söylemek istediği noktaya gelmişti. Yalvaran gözlerle baktı karşısındaki adama: - Yüz elli milyon lira istediler ağabey... Ben nasıl veririm bu parayı? Olsa canım feda... O kadar para edecek bir malım, mülküm de yok.
Nazif sessizce dinliyordu genç adamı. Sonunda dayanamadı: - Şu Allah''ın işine bak be! Git Müşfik''ten iste Selim. Bu günlerde keyfi yerinde. Altına bir de araba çekmiş... Selim irkildi korkunç bir şey görmüş gibi: - Asla Nazif ağabey... Kendimi o kadar küçültemem... Bunu yapamam... Sonunda ölüm olduğunu bilsem yapamam... Ben belki sende vardır demiştim. Her ay aylığımdan öderim yirmi beş yirmi beş...
Nazif eliyle kırmızı, yuvarlak burnunun ucunu kaşıyordu düşünceli bir halde. Gözlerini kıstı, başını salladı: - Sen bana akşamüzeri uğra aslanım. Bir şeyler yaparız. Umutla parladı gözleri Selim''in. Neredeyse adamın ellerine atılıp öpecekti. Bir hamle yaptı ama Nazif tuttu omuzlarından onu: - Yok aslanım, dost dediğin kötü günde vardır. Severim seni bilirsin.... Söz vermeyeyim ama ... Genç adam heyecanlanmıştı. Sanki parayı bulmuş gibi sevinçle haykırdı: - Olsun ağabey, bulamasan bile bulmuş kadar oldun... Dostluğa ihtiyacım vardı. Onu buldum hiç olmazsa... DEVAMI YARIN

