Kaydet
a- | +A

Oktay fırladı oturduğu yerden. Kızgındı bakışları. Yüz hatları gerilmişti. Başını iki yana salladı: - Hayır... Seninle birlikte yaşamak istiyorum artık. Bunca sene azap çekmişsin, ıstırap içinde yaşamışsın. Artık bütün bunlara son verecek bir hayatı paylaşmak istiyorum seninle.

Kezban onu dikkatle dinlemişti. Eğilip bir lokma peynir daha attı ağzına. Dişleriyle zor çiğniyordu. Çenesini tuttu ağzındaki çiğneyebilmek için: - Sen bu ağzımı tedavi edebilir misin? Güldü zoraki genç adam: - Evet, benim işim bu! - İyi işte, git okulunu bitir, oku da faydalı ol. Şimdi ne işe yarayacaksın ki böyle. Bak, daha doktor olmamışsın.

Oktay üstüne basa basa tekrarladı: - Yanımda olmanı istiyorum dedim. Benim burada kalmama izin vermezsen sen gel benimle.

Kezban ağzını sildi elinin tersiyle: - Dinle beni! dedi usulca. Eliyle karşısını işaret etti oğlunun oturması için. Oktay hemen çöktü gösterilen yere. Dudaklarındaki kırıntıları temizledi diliyle kadın. Boğuk ve yuvarlayarak konuşuyordu kelimeleri ağzında.

- Kimse kimsenin hayatını değiştiremez oğul. Orada sana benden çok analık babalık etmiş iki insan var. Onları bırakamazsın. Onlar benim isteklerimi yerine getirdiler. Beni bilmeni hiç istemedim. Ben senin iyi ve mutlu olduğunu biliyordum ya... gerisi önemli mi? Bir ana başka ne ister ki? Karşılıksız sevgiyi veren tek insandır analar, babalar. Hiçbir çıkarı, hiçbir arzusu yoktur evladın mutluluğundan, başarısından başka. Ben yıprandım, harcandım, sevgisiz kaldım burada. Töreler yüzünden, adetler yüzünden. Mutlu olamadım, yaşayamadım. İzin verilmedi. Senin aynı şeyleri yaşamanı istemedim evlat! Dayanamazdım benim çektiğim acıları senin çekmene. Onun ıstırabını biliyorum ben çünkü. Bağrıma taş bastım, hasretine dayandım. Ama muradıma erdim. Bak aslan gibi olmuşsun. Doktor olacaksın. Başka bir şey istemezdim. Ben bir ana olarak mutluyum böyle. Ama sen benim mutluluğumu devam ettirmek zorundasın. Başladığın işleri bitirmek zorundasın. Kalkıp geri döneceksin, gidip o insanları, seni öz yavruları gibi bağrına basan, belki de sana bir insana yapılacak en büyük iyiliği yapan insanlara döneceksin. Burada kalaydın daracık bir dünyan olacaktı bu mezrayla sınırlı! Hiçbir şeyden habersiz öylesine yaşayacak, belki de yaşadığın hayata isyan edip dağa çıkacaktın. Çoğunun evladı çekip gitti eşkıyanın ardından. Neden? Mutsuz olduğu için. Buralar dar geldiği ama kalıpları kıramadığı, duvarları yıkamadığı için.

Oktay nefes bile almıyordu. Bir kez daha denedi: - Tamam, geri döneceğim ama sen de gel benimle. Bir ev tutarız. Ne Doğan baba, ne de Perihan anne karşı çıkmaz buna. Gel yanıma. Akşam eve geldiğimde sıcacık kucağında bulayım kendimi. Kaşları çatıldı Kezban''ın: - Benim oğlumsan nankör olamazsın. O insanlar sana aradığın şefkati vermedi mi bu güne kadar? Sanki bir suç itiraf ediyormuş gibi önüne bakarak cevap verdi delikanlı: - Verdiler ama... - Duymasan bilmesen başka kucak mı arayacaktın kendine? - Hayır! Kezban başını kaldırdı. Dik dik baktı: - Öyleyse nankörlük etme. Sıcak kucakmış... Oktay bağırdı isyankar bir tavırla: - Kim insanın öz anası gibi olur ki? Senin kokun bile bir başka... Baksana... Kendimi senin yanında emniyette hissediyorum. İrkildi kadın. Hayretle baktı oğluna. Yüreğinde yıllardır gizlediği o çılgın sevgisi zincirini kırıp gözbebeklerine yerleşiverdi. DEVAMI YARIN