Müşfik usta içeri girer girmez seslendi: - Selim, İskender beylerin evine gidiver oğlum, bir sorun varmış. Biliyorsun değil mi neresi olduğunu? Genç adam başını salladı. İskender beyi bütün çarşı esnafı bilirdi. Muhitin en zenginlerinden biriydi. Selim pek öyle çevresi ile ilgilenen, insanların ne yaptığıyla alakadar olan bir genç değildi. Ama İskender Gülhan dendiği zaman değil bu muhitte hemen hemen İstanbul''da pek tanımayan yok gibiydi. Bazen Müşfik bey magazin gazetelerini okurken yüksek sesle bağırırdı: - Vay be! Bizim İskender beyle hanımı yine gazetelerde... Elindeki işi on dakikada tamamladı Selim. Gömleğinin kollarını düzeltti. Kazağını giydi üzerine. Rafta duran alet çantasını aldı. Montunu geçirdi sırtına.
- Ben gidiyorum usta. Aşağıda oturan bir kadın vardı hani, kısa boylu. Onun elektrikli fırını tamam. Bu gün gelip alacaktı. Arkada duruyor. Haydi hoşça kal! Müşfik usta elini kaldırdı selamlamak amacıyla: - Güle güle oğul.
Selim bir elinde takım çantası, öteki elini de cebine sokarak ilerledi. Epey yol yürüyecekti. Kafasının içi doluydu. Oturduğu gecekondunun damı akıyordu. Tamir etmesi lazımdı. Bütün kiremitleri değiştirmek gerekiyordu. Nereden baksan on beş, yirmi milyon kiremit ve malzeme parası tutacaktı. Aktarmasını kendisi yapardı ama malzemeyi alacak kadar parası yoktu. Cebindeki haftalığını alana kadar ancak idare ederdi. Haftalığı alınca da sırtındaki montun taksitini verecekti. Almak zorunda kalmıştı. Bir yazlık ceketle kış geçmezdi. Hem kışın daha çok masraf oluyordu. Isınma derdi vardı, giyinme derdi vardı. Kafasının içi hesap kitapla dolu bir halde geldi lüks apartmanın önüne. İskender beyler beşinci katta oturuyorlardı. Muhitin en lüks, en büyük ve en güzel apartmanıydı burası. Asansöre binip düğmeye bastı. Birkaç saniye sonra beşinci katta durdu. Etrafına bakındı. Hangi daire olduğunu bilmiyordu. Apartmanı biliyordu sadece. Hiç gelmemişti bu eve. Tam altı daire vardı bir katta. Hepsinin kapısına gidip zildeki isimleri okudu. Üçüncü gittiği daire aradığı yerdi. Yavaşça dokundu zile. Kısa süreli iki gonk sesi duyuldu. Beklemeye başladı. Çok geçmeden Güler açtı kapıyı. - Elektrik için geldim ben. İskender bey uğrayıp... Lafını bitirmesine fırsat kalmadan geri çekildi Güler. - Gel kardeş, tamam... Sorma, şimdi yine attı sigortalar. Neden yapıyor anlamıyorum. Selim sakin bir tavırla "bakarız" diye mırıldanarak girdi içeriye. Muhteşem bir salon vardı karşısında. O kadar genişti ki hayretle gözlerini dolaştırdı etrafta. Sadece tavanda gizlenmiş spotlarla aydınlanıyordu ortalık. Avize falan yoktu. Tabii sigortalar atık olduğu için hiçbiri yanmıyordu. Yürürken ayağının altında kadife kadar yumuşak halı sanki uçuyormuş gibi bir his veriyordu insana. Son derece zarif mobilyalarla döşenmişti her yer. Buram buram zenginlik kokuyordu ev.
- Sigortanın yeri nerede? - Burada kardeş, şu kapının ardındaki kiler gibi yerde.
Tam bu sırada koridorun karşısındaki odanın kapısı açıldı ve Esin gözüktü. Selim gözlerini genç kıza çevirdi ve birkaç saniyelik bir duraklama yaşadı. Karşısında o kadar güzel bir kız duruyordu ki, ister istemez bakmaktan kendini alamamıştı. Esin gülümsedi onun yüzündeki şaşkın ifadeyi görerek: - Hoş geldiniz, kolay gelsin... Kekeledi genç adam: - Te... teşekkür ederim... Genç kız adeta süzülerek yaklaştı delikanlıya. Kendinden emin bir sesle: - Benim odamdaki spotların birinde de sorun var sanıyorum, yanmıyor... Lütfen ona da bakar mısınız?
DEVAMI YARIN

