Kaydet
a- | +A

Hakan hızlı adımlarla yola çıktı. Bu saatte bir vasıta bulması imkansızdı. Ancak yürüyerek dönebilirdi Karamürsel''e. Birkaç saat içinde tüm yaşantısı değişivermişti. Ani bir karar vermişti hayatı hakkında. Ama emin olduğu bir tek şey vardı. O da Aylin''le gerçekten mazbut, sakin ve mutlu bir hayatı olabileceği. Gitmek istiyordu buradan. Hülya''ya kaydı düşünceleri. Belki de kendine bile itiraf etmekten korktuğu duyguları yaşıyordu. Bu istek sadece Hülya''dan kaçıştı. Onu görmeye tahammül edemiyor, yüreğindeki yaranın durmadan kanamasına neden oluyordu. Kendini suçlu hissetti Aylin''e karşı.

- Böyle bir sahtekarlığı yapamam ben... Onu aklımdan silip atmalıyım. Aylin asla bunu hak etmez... diye geçirdi içinden. Köpek sesleri çoğalmıştı. Garip bir şekilde uluyorlardı. Adımlarını sıklaştırdı. Yoldan oldukça sık arabalar geçiyordu. Şehirlerarası otobüsler, kamyonlar vızır vızırdı. Evlerine yaklaştığı zaman bahçeden ışık sızdığını görüp endişelendi. Yavaşça tıklattı kapıyı. Meserret hanım uykulu gözlerle açtı: - Anne, sen daha yatmadın mı? - Yattım oğlum, yeniden kalktım, baksana şuna, havlayıp duruyor. Bir gariplik var üzerinde, yerinde duramıyor hayvan.

Gerçekten de Sarıbaş çok tedirgin bir şekilde bahçenin içinde dönüyordu. Garip hırıltılar çıkartıyor, başını gökyüzüne kaldırıp uluyordu. Hakan biraz sert bir sesle bağırdı: - Ne oluyor Sarıbaş! Herkesi uyandıracaksın. Böyle bağırırsan burada barınamazsın. Senden vazgeçmek zorunda kalırım. Hayvan homurdanarak süründü genç adamın ayaklarına. Hakan içeri girmeye yeltendi: - Haydi anne, gel, çok geç oldu, saat iki buçuk... Tam kapıdan girerlerken küçük köpek hızla atılıp paçasına yapıştı genç adamın. Olanca gücüyle çekmeye başladı. Sanki eve girmesini istemiyor gibiydi. Hakan şaşkın bir şekilde baktı ona: - Hayırdır Sarıbaş! Ne oluyorsun yavrum? Meserret hanım bembeyaz tülbendini yanağının kenarına sıkıştırdı: - Bir derdi var hayvanın... Hakan geri döndü, bir sigara yakıp kerevete oturdu.

- Aslında biraz otursak iyi olur anne. Hem bunun gönlü olur, hem de bir şey söylemem lazım sana... Yaşlı kadın evin kapısını hafifçe kapatıp oğlunun yanına oturdu. Bahçe son derece sessizdi. Her zaman böyle anlarda ayaklarının dibinde kıvrılıp uyuyan Sarıbaş, fal taşı gibi gözlerini açmış, Hakan''a bakıyordu pür dikkatle. Genç adam yutkundu: - Anne, Aylin''le evlenmeye karar verdik!

Durakladı. Derin bir nefes aldı. Meserret hanım öylece dinliyordu oğlunu. Devam etti: - Sakın bana kızma anne. Hani, senin fikrini falan almadım diye. Bu cesareti göstermek zorundaydım. Eğer bu kararı bu gece vermeseydim bir daha asla veremeyecektim. Beni anlıyorsun değil mi? Şefkatle uzandı yaşlı kadın oğluna. Titreyen elleriyle onun, gür, siyah saçlarını okşadı. - Allah mesut etsin yavrum. Aylin iyi bir kız. Ben kızmam, memnun olurum. Gülümsedi genç adam. İyice sokuldu yaşlı kadına. Sarıbaş yeniden hareketlenmişti. Deli gibi koşturmaya başlamıştı bahçenin içinde. Garip sesler çıkartıyor, bahçe kapısını tırmalıyordu. Meserret hanım şaşkın bir tavırla: - Dışarı çıkmak istiyor hayvan! Hayırdır inşallah!

Diye söylendi. Bir anda bir sıcak basıverdi ortalığı. Hakan terlerin gömleğinin içinden süzüldüğünü hissetti. Saçları ıslanmıştı sanki su dökülmüş gibi. Ana oğul birbirlerine bakıştılar. Meserret hanım korkuyla mırıldandı: - Bismillahirrahmanirrahim... Hayırdır inşallah... Bir ışık peydahlanıverdi gökyüzünde. Birkaç saniye aydınlandı ortalık. İkisi de fırlamışlardı ayağa. Kulakları sağır eden bir gürültü duyuldu yerin dibinden. Ardından sanki bir girdaba tutulmuş gibi yer dönmeye başlayıverdi.

DEVAMI YARIN