Kaydet
a- | +A

Selim, ayaklarını denize doğru uzatmış, ellerini montunun cebine sokmuş, sahil kenarındaki bir bankın üzerinde oturuyordu. Bir simit alıp yemişti az önce. Evinde kalamıyor, orada geçirdiği her dakika bir eza, bir işkence halini alıyordu artık. Karısını çok seviyor, ona karşı rol yapmayı beceremeyeceğini düşünüyor, bu yüzden kurtuluşu kaçmakta buluyordu. Yoksa ne ters davranmayı sürdürebilecekti, ne de kafasındaki planı uygulayabilecekti. Oysa kararını vermişti. Çok sevdiği için genç kadının kendisinden soğumasını sağlayacak ve onun babasının, ailesinin yanına dönmesiyle hayatını kurtaracaktı. Gözlerini aralıklarla sahil kenarındaki kayalara çarpan dalgalara dikmişti. Onların oluşturduğu beyaz köpükler gibi sönüvermişti mutluluğu. Bir anda, bir gecede, hem de hiç acımadan elinden alıvermişlerdi. Yapayalnız hissediyordu kendisini. Nazif''in söyledikleri o gece bir balyoz gibi çınlamıştı kulaklarında: "Sevgi fedakarlık ister evlat. Önemli olan bir hayat, sana yar olmadıktan sonra ölsün mü? Kendi bencil duyguların için bir hayatı söndürürsen adın katil değil de ne olur?" Haklıydı Nazif... Esin''i çok seviyordu ve onu kurtarmak için ondan vazgeçmeye bile hazırdı. Yutkundu. Artık eskisi kadar ağlamıyordu. Biraz daha kabullenmişti sanki her şeyi. Yeter ki karısını görmesin. O zaman bütün dengeleri allak bullak oluyor, yüreğinden taşan sevgisi onu bağrına basmak istiyor, güçlükle tutuyordu kendisini. Esin de onun bu soğuk davranışlarını hemen fark etmiş, merak içinde birkaç kere sormuştu. Hiç cevap vermemeyi yeğlemişti Selim. Ama susmakla hiçbir şeyin neticelenmeyeceğini de düşünüyordu. Bir şeyler yapmalı, artık ayrılmaları gerektiğini, birlikte yapamayacaklarını düşündüğünü belli etmeliydi. Uzun süre oturdu sahile. Çocukluğunu düşündü. Okul yıllarını, annesini, babasını... "Ya bundan sonra?" diye geçirdi içinden...

- Esin''den ayrıldıktan sonra ne yaparım? Buralarda oturamam artık, çeker giderim herhalde.. Uzaklara, kimsenin beni bulamayacağı yerlere giderim. Bir başıma değil miyim, her yerde yaparım nasıl olsa. Yeter ki o yaşasın ve iyi olsun. Beni kötü bilsin, zararı yok... Yeter ki o yaşasın! Denizden yüzüne doğru oldukça soğuk rüzgarlar esmeye başlayınca kalktı bankın üzerinden. Montunun yakalarını kaldırdı. Ağır adımlarla yürüdü sahil boyunca. Güldü acı acı: - Bunca ıstırabın içinde hâlâ üşüyebiliyorum, hissedebiliyorum, hayret edilecek şey! diye düşündü.... Bir olağanüstülük, harikuladelik olsaydı. Eve gittiği zaman her şeyin hallolmuş, Esin''i eskisi gibi sağlıklı, iyi olmuş bir vaziyette bulsaydı. Gözlerini kapattı bir ağaca yaslanıp: - Keşke bir masal kahramanı olsaydım. Benim de iyi kalpli perilerim olsaydı... İsteklerimi asalarını bir oynatmayla yerine getirebilselerdi... Küçükken babası masallar anlatırdı. En büyük zevkiydi heyecanla gözlerini açıp babasını dinlemek. Anacığı da sobanın üzerinde kestane pişirirdi onlara. Sonra yanlarına gelir, tıpkı çocuk gibi o da heyecanla anlatılanları dinlerdi. Acı bir tebessüm belirdi dudaklarının kenarında. Parkta oynayan çocuklara ilişti gözü. İçini çekti.

- Ya bebeğim, doğacak bebeğim. Ya onun hayatı ne olacak? Doktorla son konuşmasında bebeğin ameliyatta büyük risk altında olacağını öğrenmişti. Mecburen onu alacaklardı.

- Gençsiniz daha, kaç tane daha bebeğiniz olur sonradan... diye teselli vermişti doktor Yusuf bey. Adımlarını serileştirerek çarşıya doğru yürüdü. Tam bu sırada gördü deli gibi koşan Suna''yı. Şaşkınlığından olduğu yerde kalmıştı. Kötü bir şeyler olduğu belliydi. Seslenmeyi akıl etti sonunda: - Suna... Suna... Genç kız telaş içinde koştu onun yanına. Yakaladı genç adamı kolundan, adeta sürüklüyordu. - Yürü, çok kötü, Esin çok kötü, ağzından köpükler geliyor, çok ağır bir kriz geçiriyor, çabuk ol... Hemen oradan geçen bir taksiye işaret ettiler. Selim adresi verdi. Yüzü gerilmiş, gözlerinin önüne bir perde inmiş gibiydi...

DEVAMI YARIN