Ertesi gün görüşmek üzere vedalaştılar. Delikanlı büyük bir coşku içinde, son derece keyifli bir şekilde, içinden sevinç çığlıkları atma isteğiyle dolu olarak oyalanmadan evine gitti. Karnı acıkmıştı. Yüreğindeki heyecan inanılmaz bir yaşama isteğiyle doldurmuştu tüm benliğini. Keyifle mutfağa girdi. Gelirken bakkaldan aldığı üç yumurtayı kırdı küçük bir sahana. Sabahtan haşlanmış patatesi vardı. Hemen limonlu, maydanozlu ve sumaklı bir salata yaptı. Büyük bir iştahla yedi. Esin''in aniden çıkıp gelişi çok sevindirmişti genç adamı. Şaşırmış, ne olduğunu anlamamıştı.
- Demek ki görmeyi çok istiyormuşum... diye geçirdi içinden. Yemeğini yedikten sonra dikkatle yıkadı bulaşıklarını. Hiç bulaşık bırakmazdı. İşini bitirdikten sonra masanın üzerinde duran küçük radyosunu açtı, hafif bir müzik buldu, kanepeye uzandı kitabını alıp. Klasiklerden bir roman okuyordu. John Steinbeck''in "Gazap Üzümleri"ni. Dikkatini kitaba verebilmesi için epey zorlanması gerekti. Esin kapıdan içeri girer girmez hemen oracıkta beliriveren Güler, alt dudağını ısırarak başını iki yana salladı: - İçeridekiler burunlarından soluyor Esin. Hele annen, dayanılacak gibi değil. Nerede kaldın? Genç kız kolundaki altın saate baktı. Henüz yedi buçuğu biraz geçmişti. Hayretle cevap verdi: - Geç değil ki Güler abla, onlar başka şeye kızmıştır. - Neye kızdığını bilmem ama bir felaket. Bütün gün bağırıp durdu.
Esin başını salladı çantasını ve kabanını portmantoya asarken: - Ben biliyorum, aklı fikri beni Onur''la evlendirmek.. Daha çok bekler. Kendinden emin bir tavırla salon kapısını açtı. İskender bey her zamanki gibi özel yaptırılmış koltuğunda, ayaklarını uzatmış, elinde televizyon kumandası, o kanal senin, bu kanal benim dolaşıyordu. Berrin hanım ise kaşları çatık bir vaziyette, pencere kenarında, kollarını göğsünde kavuşturmuş, dışarıya bakıyordu. Her ikisi de kapının açılmasıyla başlarını Esin''den yana çevirdiler. Genç kız hiçbir şey yokmuş gibi gülümseyerek daldı odaya: - İyi akşamlar hepinize... Berrin hanımın sinirlendiği zaman değişen tiz sesi duyuldu: - Neredesin bu saate kadar? Şaşkınlıkla döndü annesine Esin. Kaşlarını kaldırdı hayretle: - Nerede olacağım anne, iki kere telefon edip nerede olduğumu söyledim. Suna''yla beraber ders çalıştım bütün gün.
Berrin hanım öfkesini tutturacağı bir yer bulamamanın verdiği sinirle daha da kuvvetli bağırdı: - Saat kaç haberin var mı? Esin sakin bir şekilde babasına yaklaşıp eğildi, yanağına bir öpücük kondurdu sevgiyle. Sonra annesine döndü: - Anne, oturup konuşalım, böyle bağırıp çağırmakla bir şey halledilmez. Senin asıl sinir bozukluğunun ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Medeni insanlar gibi bu konuyu açıklığa kavuşturalım. Sanıyorum böyle bir konuda herkesten çok benim ne düşündüğüm önemli.
Bu sözlerden sonra babasının koltuğunun karşısında duran ikili takımın koltuğuna oturdu. Güler salon kapısının önünde duruyordu. Şaşkın bir gülümsemeyle atıldı: - Ben kahve yapayım... Yıldırım gibi fırladı dışarıya. Eve hakim olan havadan şiddetli tartışmalar olacağı belliydi... DEVAMI YARIN

