Gittikleri ev son derece lüks bir köşktü. Geniş ve son derece bakımlı bir bahçeden giriliyordu içeriye. Bahçe kapısındaki görevli gelenleri köşk kapısına bildiriyor, oradan diğer hizmetliler konukları karşılıyorlardı. Beyaz mermer merdivenlerle çıkılıyordu içeri girmek için. Yüksek tavaları ve işlemeli kartonpiyerleri ile aynı bir saray havasındaydı içerisi. Hayat hanımın eşi Erol bey sanayiciydi ve Türkiye''nin en çok vergi veren zenginlerinin arasındaydı. Bir kızı bir de oğlu vardı Erol Sönmez ve eşinin. Kızı Aslı ve oğlu Onur. Onur Amerika''da işletmecilik tahsili yapmış, fazla uzun boylu olmayan, şakakları genç yaşında dökülmeye başlamış, ince tel çerçeveli gözlükleri olan, yuvarlak yüzlü bir gençti. Aslı ise ağabeyisi gibi orta boylu, ince, zarif bir kızdı. Ama çevresinde son derece küstah ve şımarık olarak tanınıyordu. Esin hiç hoşlanmazdı bu kızdan. Buraya, Hayat hanımın davetine gelmek istememesinin bir nedeni de Aslı''ydı aslında. Onur''un ise yıllar önceki halini hatırlıyordu. O Amerika''da olduğu sürece görmemişti delikanlıyı. Kapıda Hayat hanım karşıladı misafirlerini. Abartılı tavırlarıyla haykırdı:
- Ah, aman kimler gelmiş... Aaaa, Esin de gelmiş. Nasıl sevindim bilsen Esin''ciğim. Gelmesen gücenirdim. Ayol bu Onur için verilen bir davet, hiç gelmemek olur mu?
Esin gülmemek için zor tuttu kendini. Bu kadına gelmeyeceğini söylememişti ki...
"Malum oluyor herhalde" diye geçirdi içinden. Yine de saygıyla gülümsedi. Hayat hanım Berrin hanımın koluna girmiş adeta sürükleyerek götürüyordu davetin verildiği salona. İskender beye yaklaştı esin:
- Baba, ne olur çok fazla kalmayalım. Yarın ders çalışmam lazım.
Bu sırada içeri girmişlerdi. Büyük salonda yaklaşık elli kişi vardı. Hepsi son derece şık giyinmişler, ellerindeki tabaklara doldurdukları çeşitli yiyecekleri yemekle meşguldüler. Bir kenarda iki keman ve bir gitardan oluşan müzik grubu klasik eserler çalıyordu. Erkekler smokin giymişler, hanımlar ise birbirinden hoş kıyafetlerle salınıyorlardı. Esin siyah bir elbise giymişti. Son derece sadeydi. Boynundaki ucunda bir kalp sallanan altın kolyesinden başka hiçbir aksesuar yoktu üzerinde. Saçlarını tepesinden bir tokayla tutturmuş, uçlarını açık bırakmıştı. Bir yere giderken kullandığı klasik saç modeliydi bu.
O sırada Aslı göründü yaklaşık üç metre öteden. Adeta koşarak geldi yanına genç kızın. Her zamanki küstah haliyle yukarıdan aşağıya süzdü Esin''i:
- Hoş geldin Esin, nasılsın?
- İyiyim Aslı, ya sen? Görmeyeli daha da güzelleşmişsin.
Başını hafifçe geriye attı böbürlenerek. Dudaklarını büzerek baktı Esin''e. Bu sırada yanlarına yaklaşan delikanlı hayran gözlerle süzdü Esin''i:
- Merhaba, nasılsın Esin?
Genç kız hoş bir ifadeyle karşılık verdi:
- Merhaba Onur! Sen nasılsın, tebrik ederim, nihayet bitirdin okulu demek ki. Darısı benim başıma... Eee, ülkene hoş geldin.
Mahcup bir tavırla önüne baktı genç adam. İçindeki gömlek sanki boğazını sıkıyormuş gibi bir hali vardı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Tıraş olurken yanağının iki yerini kesmiş, kesilen yerler daha da kızararak kabarmıştı. Zaten cildi pürüzsüz bir cilt değildi. Onur her karşılaştıklarında yaptığı gibi genç kızın yanından bir an bile olsun ayrılmazdı artık. Esin gece boyunca katlanması gereken şeyleri bilerek geldiği için fazla tepki göstermedi. Ama kafasının bir yerinde Selim oturuyordu nedense. Şu saatlerde onun ne yaptığını düşünüyor, düşüncelerini ondan kurtaramıyordu. Bu insanların arasında olsaydı acaba nasıl tepki gösterirdi diye merak etti bir an. Bu sırada Onur''un tiz sesiyle irkildi:
- Dans edelim mi Esin?
- İzin verirsen önce karnımı doyurayım Onur. Çünkü kurt gibi acıktım.
Delikanlı hemen atıldı açık büfeye doğru. Bir porselen tabak kaptığı gibi ne varsa doldurmaya koyuldu. Esin alaylı bir şekilde seyretti onu. Ses çıkartmadı. Birkaç dakika sonra genç adam dolu bir tabakla geldi...
DEVAMI YARIN

