Semiha hanım adeta haykırdı kocasına: Bir dakika bile durulmaz burada, toparlanın hemen, dönelim... Sadık bey ise şaşkın bir vaziyette gidip geliyordu bahçede. Eve girmeye korkuyorlardı olay olduğundan beri. Tarık sonunda dayanamadı, kapıya doğru yürüdü: - Annem haklı baba! Burada beklemenin bir anlamı yok, girip içeri kapatalım evi, çekip gidelim.
Biraz kendine gelince babasıyla birlikte gidip arabasına bakmış, ama onun sular tarafından denizin içine çekilip, ters döndüğünü görünce çaresizce dönmüştü. Sadık bey teselli etmişti oğlunu: - Üzülme, İstanbul''da ilk işimiz sana bir araba almak... Giden mal olsun. Canına bir şey gelmedi ya... Sadık bey hak verdi oğluna sonunda: - Galiba haklısın. Haydi, toparlanın o zaman.
Semiha hanım korkuyla girdi eve. Sabahtan öğlene kadar üç defa fazla, onlarca defa hafif şiddette sallanmışlardı. Aceleyle toparladılar eşyalarını. Her tarafı kapattılar güzelce. Panjurları indirdiler, kapıları kilitlediler. Tarık babasının arabasını çekti kapının önüne: - İzmit tarafından gidemeyiz. Bırakmıyorlarmış baba... Sadık bey telaşla atıldı: - Nasıl gideceğiz o zaman? Arabalı iskelesi de yıkılmış. Az önce geldiler o taraftan... Çaresizce baktılar birbirlerine... Tarık dudak büktü: - Yalova''ya gidelim... Oradan belki... Arabayı bırakırız baba Yalova''da. Deniz otobüsüyle gideriz. Herhalde o çalışıyordur.
- Yalova da yerle bir olmuş. Her yer yıkılmış. Bir radyo da yok ki haber alabilelim... Bir gün daha mı beklesek acaba... Semiha hanım bu son cümleyi duymuş olacak, tiz bir sesle feryat etti: - Burada bir dakika bile duramam. Derhal, hem de derhal gideceğiz buradan... Çaresizce bindiler arabalarına. O kadar ağır ilerliyordu ki arabalar. Yanlarından, karşı taraftan yüzlerce ambulans ve cemse geçiyordu. Sivil araçlar tek tüktü. Topçular İskelesine kadar, on beş dakika bile sürmeyen yolu tam üç saatte gidebildiler. Her yer enkaz içindeydi. Sağlam bir tek yer kalmamış gibiydi. Uzaktan sağlammış gibi görünen binalara yaklaştıkça alt katlarının toprağın içine gömüldüğünü dehşetle görüyorlardı. Yollar çatlamış, ağaçlar yıkılmıştı. Türkiye''nin en yeşil, en güzel beldelerinden biri olan körfez bir harabe halini almıştı. Semiha hanım arabanın penceresinden dışarı bakarken bağırdı olanca gücüyle... Korku doluydu sesinin tonu: - Rafineri yanıyor! Bakın. Aman Allah''ım, patlarsa burası bile havaya uçar. Sadık bey önde oturuyordu. başını sahile doğru çevirdi. Simsiyah bir duman kaplamıştı İzmit''in üzerini. Alevler kara dumanların arasından gökyüzüne süzülerek çıkıyordu adeta.
- İşte bu çok tehlikeli...
Tarık biraz daha yüklendi gaza. Ama yol kapalıydı, az ileride tekrar durmak zorunda kaldılar. Bu süratle akşama bile varamazlardı Yalova''ya. Genç adam bir an önce bu hengameden kurtulmak istiyordu. Aklında ne Hülya vardı, ne de başka bir şey. Canını kurtarmak, kaçıp güvenli bir yere gitmek için çabalıyordu.
- Bu gidişle bu bölgeden çıkamayacağız... Baksana hale... Gerçekten de yol zaman zaman polisler ve askerler tarafından kesiliyordu. Taşköprü''yü geçerken yüzlerini buruşturdular. Yolun kenarına belki elli tane ceset sıralanmıştı. Hemen ardındaki üçer katlı apartmanlardan çıkartıldıkları belliydi. Apartman diye bir şey kalmamıştı ortada... Semiha hanım dehşetle bağırdı kendini tutamayarak: - Ay... Bir daha buraya ölürüm de gelmem... Nasıl kurtulduk bu faciadan büyük Allah''ım! DEVAMI YARIN

