Kaydet
a- | +A

Onun ne demek istediğini anlamıştı Selim. Gözlerini kapatıp yutkundu: - Haklısın, bazen saçma düşünüyorum. O zaman haftaya benim fakirhaneye geliyorsunuz. Yalnız tabaklarınızı getirin fazla tabağım, çatalım yok. Ona göre.... Genç adam başını iki yana salladı "hayır" anlamında. Bardağındaki son yudum çayı bir dikişte bitirip usulca masaya bıraktı. Bir şeyler söylemek, sorular sormak istiyor ama cesaretini toplayamıyordu. Sonunda büyük bir değirmen taşının altında kalmışçasına ezilerek duyulur duyulmaz bir sesle mırıldandı: - Kızmadım tabii ki... Ama... Kim var hayatında? Merak ettim... Genç kızın yüzündeki huzursuz ve sinirli ifade bir anda kayboldu ve sevimli bir tebessüm yerleşiverdi ince, biçimli dudaklarına. Usulca kahkaha attı: - Biliyordum bunu soracağını... Ama öğrenemeyeceksin. O kadar da değil artık.

Genç adam mahcup bir tavırla önüne baktı. Gerçekten de çok ileri gitmişti. Karşısındaki sonuçta bir genç kızdı ve onun özel hayatına bu kadar girmek istemesi abes kaçıyordu. Utangaç tavırlarla özür diledi: - Affedersin... Birden boş bulundum.

Suratı asılmıştı genç adamın. Eliyle genç garsona işaret ederek bir çay daha istedi. Bir şeylerle oyalanması gerektiğine inanıyordu. O kadar sıkılmıştı ki konuşmak, hatta Esin''in sorunlarını bile duymak istemiyordu. Ümitleri kayboluvermişti. Bu kadar kısa zaman içinde böylesine çelişkili duygular yaşamak zorluyordu genç yüreğini. Sanki ateşli çocuklara yapıldığı gibi buz gibi soğuk suyun içine daldırıyorlar gibi şaşkındı. Yorgun hissediyordu bedenini. Yüzüne de yansıdı bu karamsarlık. Genç kızın dikkatini çekti: - Ne oldu, rengin, yüzünün şekli değişti bir anda? - Yok bir şeyim. İyi de bir şey sormak istiyorum... Esin başını hafifçe eğdi ve söyleneni dinleyen bir pozisyon aldı. Selim yutkundu. Yüreğindeki çaresizlik ve kırılan ümitleri hayret edici bir cesareti de beraberinde getirivermişti. - Neden ben? Neden gelip bana anlattın bu konuyu. Hayatındaki insanla dertleşseydin ya! Yani ne bileyim, madem birisi var, o insana karşı beslediğin duygular var, ona gitseydin...

Genç kız kısa bir kahkaha attı. Gözlerinin içi gülüyordu adeta. Karşısındaki delikanlının yaşadıklarına alayla bakıyor gibiydi. Selim kaşlarını çattı. Dişlerinin arasından öfkeyle fırladı kelimeler: - Çok mu komik bir halim var? Başını salladı: - Evet, gerçekten çok komik... Cevap vermedi Selim. Masanın üzerindeki çay kaşığı ile oynamaya başladı. Esin öne doğru eğildi: - Beni zorluyorsun. Yanlış şeyler düşünmeni istemem hakkımda ama bu kadarını da beklemiyordum doğrusu. Neden sana anlattığıma gelince... Haklısın, bu tür şeyleri insan kendisine en yakın hissettiği kişilerle paylaşır. Yani ilk akla gelen, duygularının yoğun olduğu kişilerdir. Ben de öyle yaptım. Daha ne söylememi bekliyorsun bilmiyorum ki... Birkaç saniye başını kaldırmadı delikanlı. Aklı karışmış bir şekilde nefes bile almadan olduğu gibi kaldı. Neden sonra yavaşça gözlerini genç kıza çevirdi. Ela gözlerinin içindeki şaşkınlık, sevinç, mutluluk o kadar açık bir şekilde görülüyordu ki, Esin tekrar güldü. Öne doğru uzandı: - Anladın galiba ne dediğimi... Selim başını salladı. Konuşursa bütün bu yaşananlar bir rüyaymış gibi yok oluverecek diye düşünüyordu. Gözlerini kırpıştırdı, dudaklarını ıslattı. Derin bir nefes aldı, bütün gücünü sarfetti konuşmak için: - O zaman, evlen benimle... Evlenir misin? Esin sevinç içinde haykırdı: - Evet, binlerce kez evet, on binlerce kez evet! DEVAMI YARIN