Kaydet
a- | +A

Nergis hanım elimdeki iskambil kağıtlarını bırakarak bir sigara yaktı. Masada oturan kendi yaşıtı dört kadın dikkatle baktılar onun yüzüne. O sigarasının dumanlarını abartılı bir şekilde havaya doğru üfleyerek şımarık bir tavırla söylendi: - Bugün hiç şansım yok! Oynamasam daha iyi... Diğerleri müstehzi bir tavırla güldüler bu sözlere: - Aaaa, şans bu kardeş, elbet sen de kazanırsın bir gün. Dün hep kazanmıştın, unuttun mu? Ters bir şekilde baktı Nergis bu sözlerin sahibine. Cevabını vermeye hazırlanıyordu ama birden kendi evinde ve masadakilerin de kendi misafirleri olduğunu hatırlamış olacak ki sustu. Hafifçe tebessüm etmekle yetindi. Nihayet oyun bitmiş, hepsi kalkmıştı. Kapıya kadar geçirdi arkadaşlarını. El sallayıp içeri girdi. Yüzünün şekli değişmiş, hatları gerilivermişti bir anda. "Ukalalar, gözünüz olmasa kazanırdım bu oyunu ben!.." diye söylendi masadaki yeşil örtüyü kaldırırken. Saate kaydı gözleri. Sekiz buçuktu. Hava kararmaya yüz tutmuştu neredeyse. O sırada sokak kapısının açıldığını duydu, dönüp baktı. Aylin gelmişti. Biraz asıktı yüzü. Merakla sordu: - Sana ne oldu böyle? - Hiçbir şey! Babam nerede? Omuzlarını kaldırdı: - Ne bileyim ben, balık tutmaya çıkmıştı arkadaşlarıyla. Gelmedi daha.

Aylin kendini muhteşem bir dizayna sahip koltuklardan birine attı. Evleri hakikaten çok güzeldi. Tam karşıda mermer bir şömine vardı. Yanında büyük çini vazolar duruyordu. Mobilyalar hem gösterişli hem de rahattı. Evin duvarları tahta kaplamaydı. Hemen hemen buradaki villaların en güzeliydi Aylin Gürel''lerin villası. Babası Ekrem Gürel çok ama çok zengin bir adamdı. İki tane fabrikası vardı ambalajlama üzerine. Aylin, Gürel ailesinin tek çocuklarıydı. Hem bu nedenle, hem de hayatlarındaki zenginliğin getirdiği ihtişamlı yaşantı yüzünden her istediği yapıldığı için kaprisli, şımarık bir genç kız olarak büyümüştü. Güzel sayılabilecek bir kızdı. İri kahverengi gözleri, açık kumral saçları, ince yapılı vücudu ve keskin hatlarıyla bir çok kişiyi etkileyecek bir görüntüsü vardı. Çocukluğundan beri yaz aylarında buraya gelirlerdi. Bu sene Amerika''ya gitmiş ve desinatörlük üzerine kurs görmüştü... Kolejden sonra bütün arzusu Güzel sanatlar fakültesine gitmekti ama iki kere girdiği halde sınavları kazanamamıştı. Ekrem bey de biricik kızının bu en büyük arzusunu maddi gücü sayesinde bir başka şekilde tatmin etmeye çalışmış ve Amerika''daki kurslarda bir buçuk sene eğitim gördükten sonra yurda dönmüştü genç kız. Bu sezon Aylin''e bir ajans açacaktı adam. Bir de diplomalı bir desinatör bulunacaktı ajansa. Ama idaresi Aylin''in elinde olacaktı. Böylece tüketici konumdan üretici konuma geçecekti genç kız. Aslında paraya ihtiyacı falan olduğu için değil. Ekrem Gürel''in serveti Aylin''in torunlarını bile aynı ihtişam içinde yaşatmaya yeter de artardı. Sadece kızının arzularını tatmin etmek amacıyla yapacaktı bunları adam. Hayatındaki en değerli varlığıydı kızı çünkü. Nergis hanım dikkatle baktı kızına. Kendi sıkıntısını unutmuştu bir anda: - Sende bir şey var, söylemiyorsun... Hırsla soludu genç kız: - Tarık! Deli ediyor beni... Sahildeki sandviççinin kızıyla geziyor şimdi de, o yüzden beni bile üzdü.

Nergis hanım ciddi bir şekilde baktı kızına: - Sen de kendini biraz ağıra sat o zaman. Peşinden koşup durma şu çocuğun. Hiç sevmem onun annesini bilirsin.

Aylin sehpanın üzerindeki İngilizce mecmuaları hızla karıştırdı: - Aman anne! Bana ne annesinden. Ben o kadar insanın içinde kırılan gururumu düşünüyorum. Bir daha zor bulur beni o! Bu sırada kapıda Ekrem bey belirdi. Elinde dört tane kefal balığı sallanıyordu: - Derya kuzusu bunlar derya... Haydi Halime''ye söyleyin de bir salata yapsın. Ziyafet var! DEVAMI YARIN