Kaydet
a- | +A

Selim bir saat kadar uğraştı genç kızın odasındaki arızayı gidermek için. Bu zaman zarfında Esin, bir kenarda oturup onu izledi. Bir ara evin emektar hizmetçisi Güler, mis gibi kokan iki fincan neskafeyle girdi içeriye. Genç kız hemen atıldı: - Ay, eline sağlık Güler abla, nasıl da canım istemişti.

Selim ise mahcup bir tavırla teşekkür etti. Yan gözle genç kıza baktı. Çok hoş bir kızdı gerçekten. Gözlerinin içi gülüyordu. Hafifçe tebessüm etti onun da kendisine baktığını görünce. Hemen başını çevirip işine devam etti. Sonunda kontrol kalemini arka cebine yerleştirip spotların duvardaki düğmesine dokundu. Her yer bir anda ışıl ışıl oluvermişti.

- Tamam küçük hanım. Başka bir şey var mı? Esin hayranlıkla baktı tavana: - Çok teşekkürler... Başka bir arıza yok. Elinize sağlık.

Genç adamın kapıya yöneldiğini görünce: "Kahvenizi bitirin bari..." diye mırıldandı... Selim utangaç tavırlarla yarısına kadar inen kahvesini iri yudumlarla yudumladı.

- Sizi dükkanda bulabilirim herhalde değil mi? Sınıfta bazı arkadaşlarım var. İstanbullu değiller. Burada iki, üç kişi birleşip ev tuttular. Onların da elektrikle ilgili sorunları var. Sanırım bir bakarsınız? Başını yana eğdi genç adam. Yumuşacık bir sesle: - Tabii küçük hanım, gelirim. Bu benim işim. Dükkanın yerini biliyor musunuz? Dudaklarını büzerek başını iki yana salladı genç kız. O kadar sevimliydi ki Selim gülmekten kendini alamadı: - Ben tarif edeyim o zaman. Caddenin en sonundan sol tarafa döneceksiniz. Çarşı içine arkadan giren yola. Çarşıya doğru dümdüz yürüyün. Bir fırın var. Gül Fırın. Onu elli metre kadar geçin, aynı hizada... Müşfik Elektrik.

Esin hayretle baktı onun yüzüne: - Müşfik elektrik mi? Ne kadar enteresan bir isim böyle? - Bizim ustanın adı. Kendisi de aynı adı gibi müşfiktir.

Sokak kapısına kadar gelmişlerdi. Kibarca vedalaştı Selim: - İyi günler dilerim efendim.

Genç kız tebessüm etti: - Elinize sağlık. Görüşmek üzere... Delikanlı açık havaya çıkıp serinliği yüzünde hissedince kendine geldi. Başını kaldırıp apartmana baktı. Beşinci katın penceresinde siluet halinde kımıldıyordu Esin''in gövdesi.

- Ne kadar hoş ve cana yakın bir kız böyle bu! Diye geçirdi içinden. Montunun fermuarını boğazına kadar çekerek hızlı adımlarla yürüdü. Öğlen oluyordu neredeyse. Vaktin bu kadar çabuk geçmiş olabileceğine inanamadı. Aklı Esin''de kalmıştı. Bu güne kadar duygularının peşinden hiç gitmemişti. Yirmi altı yaşındaydı. Hep mücadele içinde geçmişti bu zamana kadar seneler. Kıt kanaat geçinen bir ailenin oğluydu. Babası Kazım bey bir çay ocağında çalışıyordu. Canını dişine takarak büyütmüştü oğlunu. Onu okutabilmek uğruna gece yarılarına kadar çalışmış, didinmişti. Tam refaha kavuşacakları sırada, biricik evladının askerden dönüşünü bile göremeden aniden ölüvermişti bir gün çay ocağının başında. Çalıştığı ocağın sahibi gelip haber vermişti karısı Hesna''ya. O da fazla yaşamamıştı hayat arkadaşının vefatının ardından. Zaten hastaydı kalbinden. Dayanamadı. Bir ay arayla göçüp gittiler. Babasının cenazesi için komutanlarının izniyle gelen Selim, aynı yolları bir ay sonra bu sefer anneciğini toprağa vermek için kat etti. Tezkeresini alıp gelince de yapayalnız, bomboş ve buz gibi bir eve girip oturdu. Müşfik bey Kazım efendinin çalıştığı çevrenin esnafıydı. Tanır, severdi Selim''i. Hemen işe başladı genç adam. Kendini çalışmaya verdi gözünü kapatıp. Hiçbir şeye vakti olmadı. Çevresini hiç görmedi. Kurulmuş robot gibi çalışmıştı o güne kadar... DEVAMI YARIN