Sene 2001… Londra’daki Marble Arch semtinde İngiliz gizli servisine yakınlığıyla bilinen; ama bunu, “İnkâr, casusun namusudur” diye nitelendirdiğim gizli bir istihbarat ilkesi gereği 2018’e kadar reddeden Frederick Forsyth ile röportaj yapıyordum. Aynen şöyle dedi:
“CIA, çok da başarılı bir servis değildir, bütçesi epey yüksek bir şirkettir. MI6’in (İngiliz harici istihbarat teşkilatı) o kadar bütçesinin olması imkânsızdır mesela. CIA’in bütçesine sahip herhangi bir servis aynı başarıyı kaydeder.”
Bunu söylerken ‘company’, yani şirket kelimesini kullanması manidardı. Çünkü CIA mensupları CIA’e mecazi manada ‘company’ derler. Tıpkı bizim bazı eski MİT mensuplarının Teşkilat’a ‘Dükkân’ demesi gibi… Ama Forsyth, orada Amerikan Merkezî İstihbarat Teşkilatı’na kelimenin mecazi anlamıyla değil; literal, yani gerçek anlamıyla ‘şirket’ demişti.
CIA, hakikaten bütçesi epey kabarık bir şirkettir. Amerikan istihbarat topluluğuna üç sene bazında bakalım: Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’nün (DNI) açıklamasına göre ABD istihbarat topluluğunun 2023 yılı için öngörülmüş bütçesi 67 milyar dolar idi.
2025’te Amerikan istihbarat topluluğuna 101 milyar dolar kaynak ayrıldı. Bir önceki yılın, yani 2024’ün istihbarat bütçesi daha da yüksekti: Toplam 106 milyar dolar.
Bir mukayese yapmak açısından Millî İstihbarat Teşkilatı’nın 2023, 2024 ve 2025 bütçelerine de bakalım: MİT’e, 2023 yılı Bütçe Kanunu Teklifi’nde 7 milyar 729 milyon 120 bin lira ödenek tahsisi öngörüldü. 2024 yılının istihbarat bütçesi ise 24 milyar TL, yani yaklaşık olarak 800 milyon dolar seviyesindeydi. 2025 bütçesi ise 29 milyar TL, kur bazlı düşünürsek 1 milyar dolar düzeyinde idi. Kaba bir hesapla Amerikan istihbarat topluluğunun toplam bütçesi ile bizim istihbarat teşkilatımızın, yani MİT’in bütçesi arasında yaklaşık 99 milyar dolarlık bir fark olduğunu görüyoruz. Bu arada CIA’in yıllık bütçesinin, çatı kuruluş DNI’in toplam bütçesinin üçte birine karşılık geldiğini de not düşelim.
BU İŞ SADECE BÜTÇE İLE OLMUYOR
Bununla birlikte CIA’in; bilhassa son on yıldır, 2016’dan beri Suriye ve Irak’tan başlayarak bölgemizde ülkemizin istihbarat teşkilatı kadar başarılı işler yapamadığını müşahede ettik. İstihbarat evet, bütçe demektir; ama tek başına para ile bu iş yürümez.
Buradan bakarsak Amerikan istihbaratının 21. Yüzyıl’daki net başarısızlığının sebebi bütçe değildir. Sebep, 11 Eylül döneminin ABD Başkanı oğul Bush’un, yani uzun adıyla George Walker Bush’un o meşhur “Önleyici saldırı” konseptidir. Anglosaksonlar’ın kendi diliyle söylersek ‘preemptive attack’… Bu ‘önleyici saldırı’ stratejisi, kısa vadede ABD’ye kazandırır gibi görünse de orta ve uzun vadede çok şey kaybettirmiştir.
11 Eylül 2001 saldırıları; Afganistan’ın, El-Kaide’nin yuvası olduğu gerekçesiyle Amerika Birleşik Devletleri ve elbette Birleşik Krallık’ın öncüsü olduğu bir NATO harekâtı neticesinde işgaline yol açtı. Çok geçmeden, iki yılın ardından 2003’te Irak, ABD ve müttefiklerince işgal edildi ve etkileri, yakın geçmişe kadar sürecek olan bir iç savaş sürecinin önü açıldı. Ancak Irak -pek çok sivilin hayatına mal olmakla birlikte- iç savaşı daha düşük yoğunluklu ve zamana yayılmış biçimde gördüğü için misal komşusu Suriye’dekinden daha farklı bir trajik süreç yaşadı.
ERDOĞAN’IN YETİŞTİRDİĞİ DEVLET ADAMLARI
Türkiye’nin savunma sanayii bağlamında yaşadığı bağımsızlaşma süreci epey konuşuldu, konuşuluyor. Ama istihbarattaki bağımsızlaşma ve bunun 11 Eylül saldırılarından sonra gelen dönemle ilişkisi de en az onun kadar önemlidir.
Bunda ABD ile Türkiye’nin stratejik çıkarlarının 2001’deki Afganistan, ama özellikle 2003’teki Irak işgalinden sonra değişmesinin ve 2002’deki AK Parti iktidarı ile birlikte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘devlet adamı’ yetiştirmesinin etkisi vardır.
‘Devlet insanı’ yetiştirmek kolay iş değildir. Bunun için öncelikle kısa sürmeyecek; en az iki, hatta üç dönemlik siyasi iktidar süreci ve iç-dış engelleri aşacak bir politik kararlılık gerekir. Cumhurbaşkanı Erdoğan; bürokraside kurumların ödeneklerini artırmanın, bütçelerini büyütmenin, kurumlara ihtiyaçlarına göre binalar kazandırmanın (ki bunlar da gereklidir) ötesinde ‘devlet insanı’ yetiştirmiş bir liderdir. İstihbaratın şimdiki patronu İbrahim Kalın ve bir önceki patronu Hakan Fidan, Erdoğan’ın yetiştirdiği ‘devlet adamı’ profilinin iki müşahhas örneği.
Demek ki istihbaratta başarı için bütçenin yanı sıra ve ondan daha önemli olarak değişmesi gereken şey, siyasi stratejidir. Türkiye, gerekli siyasi strateji ve liyakatli isimlere görev emaneti ile istihbaratta bugünlere gelmiştir.
Sıklıkla yaptığımız gibi yazının başına dönerek toparlayalım: Amerikan Merkezî İstihbarat Teşkilatı; kadro, nitelik açısından yetersiz bir gizli servis değildir. Frederick Forsyth’ın dediği gibi bütçe açısından da çok ‘zengin’dir. Ama neredeyse çeyrek asırdır doğru siyasi stratejiden yoksundur. Demek ki istihbaratın ekonomik olduğu gibi stratejik hakikatleri de vardır. Ve bu hakikatlerden birinin yokluğu kati bir başarısızlığa yol açar.

