Türkiye’de emeklilerin ekonomik durumuyla ilgili tartışmalarda özellikle muhalefet tarafından sık sık geçmişle bugün arasında karşılaştırmalar yapılıyor. En yaygın iddialardan biri, eskiden emekli ikramiyesiyle birkaç ev alınabildiği, bugün ise bir ev dahi almanın hayal hâline geldiği yönünde. Bu iddianın ikinci kısmı büyük ölçüde doğru; birinci kısmı ise çok abartılı. Geçmişe ait bilgiler bu iddiayı doğrulamıyor, tam tersine, yalanlıyor.
Bütün çalışanlar değil esas itibarıyla Emekli Sandığı’na (ES) tabi kamu görevlileri açısından baktığımızda durum açıkça ortaya çıkıyor. Geçmişte ES’ye bağlı olarak çalışanların emekli ikramiyesinin konut satın alma gücünün bugünkünden çok daha yüksek olduğu açıkça görülüyor. Üniversite mezunu, 1/4 dereceye ulaşmış ve toplam 25 yıl hizmet etmiş bir memurun ikramiyesi 1982’de Ankara’da orta gelir gruplarının yaşadığı bölgelerdeki ortalama bir konutun yaklaşık 1,49 katına denk geliyordu. 1985’te bu oran 1,14’e, 1991’de 1,09’a ve 1996’da 1,01’e düştü. Yani geçmişte, 1991’e kadar, emekli ikramiyesi gerçekten orta hâlli bir ev almaya yetebiliyordu; bazı dönemlerde bir evden biraz fazlasını da karşılayabiliyordu. Fakat emekli ikramiyesi ile “birkaç ev” alınabildiği iddiası düpedüz bir abartıdır...
Daha önemli nokta, bu gerilemenin yeni, yani mevcut iktidar zamanında başlamamış olması, tarihinin epeyce eskilere gitmesidir. Daha 1992’de TBMM’de yapılan konuşmalarda, 15-20 yıl önce emekli ikramiyesiyle orta hâlli bir daire alınabildiği, o tarihte ise ikramiyenin aynı dairenin ancak bir bölümünü karşılayabildiği söyleniyordu. Sonraki yıllarda da bu düşüş devam etti. 2000’de emekli ikramiyesi ortalama konutun yaklaşık yüzde 72’sine, 2005’te ise yüzde 33’üne denk geliyordu. Dolayısıyla emekli ikramiyesinin ev satın alma gücündeki aşınmanın değil, son birkaç yılın değil, on yıllara yayılan bir sürecin sonucu olarak boy göstermiştir.
Bugün tablo ne yazık ki daha da ağırdır. 2026’da 30 yıl çalışmış öğretmen, hemşire veya şube müdürü düzeyindeki bir kamu görevlisinin emekli ikramiyesi yaklaşık 1,5 milyon TL civarındadır. Buna karşılık ortalama konut fiyatları İstanbul’da yaklaşık 7 milyon, Ankara’da 4,5 milyon, İzmir’de ise 6 milyon TL seviyesindedir. Bu durumda emekli ikramiyesi İstanbul ve İzmir’de ortalama bir konutun yaklaşık beşte birini, Ankara’da ise üçte birini karşılayabilmektedir.
Buradan çıkarılması gereken sonuç açıktır. Geçmişte emeklilik ikramiyesi, özellikle kamu görevlileri için ciddi bir servet ve güvence unsuruydu. Bugün ise, devlet memurluğunun hâlâ çoğu insana çok çekici gelmesine rağmen, bu işlevi büyük ölçüde kaybetmiştir. Ancak bu gerçeği anlatmak için geçmişi abartmaya, efsaneleştirmeye gerek yoktur. “Eskiden birkaç ev alınıyordu” demek yerine, “Eskiden yaklaşık bir ev alınabiliyordu, bugün ise bir evin ancak küçük bir kısmı alınabiliyor” demek hem daha doğru hem de daha güçlüdür.
Muhalefetin de iktidarın da bu meseleye böyle bakması gerekir. Muhalefet bugünkü kötüleşmeyi göstermek için abartılı geçmiş anlatılarına başvurmamalı; iktidar da gerilemenin eski tarihlerde başlamış olmasını bugünkü durumu hafife almanın gerekçesi yapmamalıdır. Zira, siyaset sağlam bilgiye dayanırsa iyi ve gerçekçi işler. Uydurma veya abartılı bilgiler veya alandaki gerçekleri görmezden gelmek sadece seçmenlerin değil genel olarak siyasetin işleyişinde yanlış yönlendirilmesine hizmet eder. Emeklilerin konut karşısındaki satın alma gücünde ciddi bir düşüş vardır ve bu düşüş çok önceden -1980’lerde- başlamıştır. Asıl tartışılması gereken mesele bu gidişin nasıl durdurulabileceği ve tersine çevrilebileceğidir.

