“Matematik; siyaset, diplomasi, istihbarat ve askeriyede ilkelerine gizliden gizliye, ama sık sık başvurulan bir bilimdir. Gelgelelim toplumlar, devletlerinin
-özellikle millî güç parametrelerinin hesaplanması söz konusu olduğunda- matematiğin ilkelerinden nasıl yararlandığını pek bilmezler. Millî güç parametreleri; bölgesel savaşlar, istihbarat savaşları ve ekonomik savaşların; hatta dünya savaşı riskinin arttığı günümüzde devletleri ilgilendiren en önemli matematiksel hesaplama araçlarının başında gelir. Millî güç, 8 değişkenle hesaplanır: 1. İnsan gücü. 2. Askerî güç. 3. İstihbarî güç. 4. Teknolojik güç. 5. Siyasi güç. 6. Psiko-sosyal güç. 7. Ekonomik güç. 8. Coğrafi güç.”
Yukarıdaki satırlar, 31 Mayıs 2026’da bu köşede yayımlanan ‘Yeni millî güç matematiğinin şifreleri’ başlıklı yazıdan. Bugün o yazının izini süreceğiz.
Millî güç matematiği hesabına göre Rusya ile Avrupa Birliği hemen hemen aynı güce haiz gibi görünüyordu. Araştırmanın yapıldığı 2011’de durum aşağı yukarı böyle idi. Ancak 24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı, kıta Avrupası’nın, özellikle de İngiltere’nin Rusya’ya karşı, vekili Ukrayna üzerinden yürüttüğü savaşla birlikte Rusya’nın gücünde azalma olduğu muhakkaktır. Askerî güç, ekonomik güç ve nüfus gücü bağlamında…
AVRUPA, ‘HASTA ADAM’A DÖNÜŞÜYOR
Elbette Avrupa’nın da son 15 yılda ABD ve ayrıca zaman zaman İsrail baskısıyla ve yine Ortodoks Doğu’da körüklediği savaşa katkısından ötürü ekonomik ve siyasi açıdan zayıflamış bir eski kıtaya dönüştüğü aşikârdır. Onların bir dönem bize söylediği gibi ‘hasta adam’ değiller belki. Ama bu gidişle oraya varmaları kuvvetle muhtemel.
Almanya, ABD ve İsrail’e karşı kendi kimliğini geri almadıkça, Fransa ve ayrıca İtalya sömürgeci mazilerinin 21. yüzyılın bu evresinde kendilerine çıkardığı maliyeti, yeni bir vicdan siyaseti ile aşamazsa işleri zor. İspanya, sömürgeci geçmişi bir yana Avrupa da İsrail’in katliamlarına “Hayır” diyen belki de tek ülke. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin, bütün iç ve dış engellere rağmen ABD ve İsrail’e karşı kişilikli politika izlediğini de not düşelim.
Gelelim İngiltere’ye... Onlar, her zaman millî güç parametreleri bağlamında kıta Avrupası’ndan bağımsız hareket etmişlerdir. İngilizler, 19. yüzyıldaki bir siyasetçilerinin söylediği gibi “Denizde balıktır”. Çünkü bir ada ülkesidir.
Ama sömürgeci, denizci bir ada ülkesi olmanın verdiği öz güvenle dünyanın dört bir yanında siyaset üretmiş, savaşlar çıkarmış ve istihbari operasyonlar yürütmüştür.
İNGİLTERE VE RUSYA’NIN İSTİHBARAT DÜELLOLARI
Tabii bu süreçte karşı istihbarat operasyonlarına da maruz kalmıştır. Georgi Markov’a şemsiye ile suikast olayı bunun en enteresan örneğidir. Evet, yanlış okumadınız şemsiye ile… Suikast, 7 Eylül 1978’de, Londra’daki Waterloo Köprüsü’nde gerçekleşmiştir. Klasik bir Londra günü, hava kasvetli ve yağmurlu iken Bulgar yazar, gazeteci Georgi Markov, arabasını Waterloo Köprüsü’nün hemen bacağındaki otoparka koydu ve merdivenleri çıkıp köprünün yaya yoluna girdi.
Otobüs durağına gitti ve Londra’nın ta o zamanlardan beri kullanılan meşhur kırmızı otobüslerinden birini beklemeye başladı. Markov, BBC’de çalışıyor ve Bulgarca haber spikerliği yapıyordu. Dönemin Bulgar komünist lideri Todor Jivkov’un azılı bir muhalifiydi. Öyle olmasa niye Londra’ya yerleşmiş olsun! Durakta otobüs beklerken ansızın sağ baldırında hafif bir acı hissetti. Hemen geriye baktı. Bir adam, siyah pardösülü takriben 40 yaşlarında bir adam, yerden şemsiyesini alıyordu.
“Affedersiniz” dedi adam. “Şemsiyem düşerken size çarptı.” Ardından da taksiye atlayıp gitti. Markov; düşman sahibi olmasına rağmen zerre miskal kuşkuya kapılmadı. Adamın şemsiyesinin yanlışlıkla baldırına çarptığını düşündü. Hâlbuki işin içyüzü farklıydı. Nitekim aradan saatler geçtikten sonra Markov; vücudunda tuhaf, olağandışı değişimler hissedince hastaneye kaldırıldı, zehirlenmişti. Bulgar yazarın baldırında Risin zehri içeren milimetrelik bir bilye bulundu. Bu bilye, şemsiye ucunun namlu vazifesi gördüğü suikastın mermi çekirdeği gibi kullanılmıştı. Markov, dört gün sonra öldü.
Rusya-İngiltere istihbarat savaşlarında Kim Philby olayı da müşahhas bir emsaldir. Bu ünlü İngiliz casus ve onun beşli çetesinin Sovyetlere çalıştığının anlaşıldığı 1950’lerde de iki ülke arasında esaslı bir istihbarat düellosu vardı. Philby ve arkadaşları yıllar yılı Moskova’ya çalıştı. Londra’nın ruhu bile duymadı.
İngiltere ve Rusya arasındaki istihbarat kavgası 2000’li yılların başında da epey keskindi. İki ülke arasındaki ilişkiler, İngiltere’ye sığınan eski KGB ajanı Aleksandr Litvinenko’nun 2006’da radyoaktif madde ile Londra’da öldürülmesiyle gerilmişti. Bir de Rus eski istihbaratçısı Sergei Skripal’ın 4 Mart 2018’de Salisbury’de zehirlenmesi olayı var.
Sonuçta İngiltere ve Rusya, öteden beri istihbarat savaşı içindedir ama kavga; Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan sonra kızışmıştır. Sonuç olarak İngiltere, bugün artık Orta Doğu siyasetine müdahale gücünden uzaktır.
Türkiye ise jeopolitik bağlamda Orta Doğu ve Ortodoks Doğu’nun, hatta dünyanın istinat noktasında bir ülke olarak, millî güç unsurlarını doğru hesaplayan ve ona göre strateji geliştiren bir ülkedir. Ve kim ne derse desin ateş çemberinin ortasında, fırtınalı denizde bir limandır.

