Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Ekonominin sessiz kaybı: Batmadan kapanan şirketle...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Bugün faaliyetini durduran bazı şirket sahiplerinden aynı cümleyi duyuyorum:

“Ticarette ve üretimde tuttuğum sermayeyi faize koysam, hiçbir şey yapmadan daha fazla kazanıyorum.”

İlk bakışta (sadece dünyevi olarak düşünürsek) matematiksel olarak haklı gibi görünüyorlar.

Bir tarafta personel, kira, enerji, vergi, tahsilat, stok, kur, müşteri ve gece gündüz bitmeyen sorumluluklar var. Diğer tarafta parayı bankaya koyup ay sonunda hesabına yatacak rakamı beklemek…

Üstelik bugün bazı sektörlerde şirketin bütün yıl çalışarak elde edemediği kârı mevduat faizi daha az riskle vadedebiliyor. Böyle bir tabloda sanayiciye veya tüccara “Neden üretmiyorsun?” diye kızmak kolaydır. Asıl sorulması gereken, üretimin ve ticaretin neden parayı bekletmekten daha anlamsız hâle geldiğidir.

Fakat burada çok tehlikeli bir yanılgı var.

Faiz geliri bugünün şartlarına aittir. Üstelik inancımıza göre de haram kılınmıştır. Parayı, ticareti bereketsizleştirir. Helali haram eder. Şirket ise kırk yılda kurulmuş bir gelecek imkânıdır.

Bugünkü yüksek getiri yarın faizler düştüğünde ortadan kalkabilir. Enflasyon, kur veya yeni ekonomik şartlar o paranın satın alma gücünü aşındırabilir. Şirket sahibi bir süre gerçekten “yattığı yerden” kazanabilir; fakat yıllarını verdiği markasını, müşteri çevresini, çalışanlarını, distribütörlüğünü, üretim kabiliyetini ve piyasadaki yerini aynı anda kaybeder.

Ben meselenin bereket tarafına daha çok önem veriyorum.

Üretimde yalnızca para kazanmazsınız. İnsanlara iş verirsiniz, tedarikçinize kazandırırsınız, bir çırağın usta olmasını sağlarsınız, vergi öder ve memleketin iktisadi çarkını döndürürsünüz. Para elden ele geçer, sofralara ulaşır.

Faizde görünen rakam yüksek olabilir; fakat üretimin, istihdamın ve paylaşmanın bereketi orada olmayacaktır.

Yarın şartlar değişip faiz geliri anlamsızlaştığında “Eski işime döneyim” demek de düşünüldüğü kadar kolay olmayacaktır.

Çünkü ticaret boşluk kabul etmez.

Sizin bıraktığınız müşteriyi başka bir şirket alır. Sizin bıraktığınız bayiliğe bir başkası yerleşir. Yetiştirdiğiniz çalışanlar rakibinize gider. Tedarikçileriniz yeni düzenlerini kurar. Markanız unutulur, rafınızdaki yer dolar, sektörde bıraktığınız alan paylaşılır.

Siz geri dönmek istediğinizde aynı kapıyı, aynı müşteriyi ve aynı itibarı bıraktığınız yerde bulamazsınız. Elinizde bir miktar para kalabilir ama o parayla elli yıllık şirket hafızasını geri satın alamazsınız.

Bu sebeple sermayeyi üretimden çekip faize götürmek, sadece geçici bir yatırım tercihi değildir.

Bazen bir ömürlük mevziyi, birkaç yıllık yüksek getiriye değişmektir.

Tasfiye kararı alan şirketler yalnız bırakılmamalı

Burada Ticaret Bakanlığına ve ticaret odalarına önemli bir görev düştüğünü düşünüyorum.

Ticaret Bakanlığı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve yerel ticaret odalarının katılımıyla özel bir Türk Şirketlerini Koruma ve Devamlılık Komisyonu kurulmalı.

Bu komisyonun görevi iflas etmiş şirketlerin arkasından rapor yazmak değil, henüz ayaktayken faaliyetini durdurma veya tasfiyeye girme kararı alan şirketlere ulaşmak olmalı.

Özellikle yirmi beş, kırk veya elli yıldır faaliyet gösteren; düzenli istihdam sağlamış, vergi ve prim ödemiş, sektöründe bilgi ve güven biriktirmiş bir şirket tasfiye kararı aldığında bu karar sıradan bir sicil işlemi gibi görülmemeli.

Nasıl önemli bir tarihî yapı yıkılmadan önce koruma kurulları devreye giriyorsa, ülkenin iktisadi hafızasını taşıyan şirketler kapanmadan önce de uzmanlar devreye girmeli.

Şirket sahibine öncelikle şu soru sorulmalı:

“Sizi bu karara götüren asıl sebep nedir?”

Sorun finansmansa uygun bir yeniden yapılandırma modeli aranmalı. Sorun tahsilatsa alacakların güvence altına alınabileceği mekanizmalar değerlendirilmeli. Sorun kuşak devriyse yeni nesille profesyonel bir devir planı hazırlanmalı.

Sorun yönetici yorgunluğuysa şirketin satışı, ortak alınması veya profesyonel yönetime geçmesi için güvenilir bir eşleştirme sistemi kurulmalı. Sorun teknolojiye uyumsa dijital dönüşüm desteği verilmeli. İhracat pazarı kaybedilmişse yeni pazar bağlantıları sağlanmalı.

Bazen bir şirketi kurtarmak için devasa bir teşvik paketine değil, doğru teşhise ve doğru insanla kurulacak bir bağlantıya ihtiyaç vardır.

Elbette komisyon şirket sahibini zorla ticarette tutamaz. Kapanması gereken, verimsiz veya geleceği kalmamış her işletme de kamu kaynaklarıyla yaşatılmamalı.

Fakat kırk yıllık bir şirketin sahibi geçici şartlar, çözülebilir bir finansman sorunu veya tükenmişlik sebebiyle vazgeçiyorsa devlet ve meslek kuruluşları en azından bir kez kapısını çalmalıdır.

Bu görüşmeler aynı zamanda çok kıymetli bir veri tabanı oluşturur:

Hangi sektör neden kapanıyor? Şirket sahiplerini bezdiren ortak sorunlar neler? Finansman mı, tahsilat mı, mevzuat mı, nitelikli çalışan eksikliği mi, kuşak devri mi?

Böylece ekonomi yönetimi sonuçları değil, sebepleri görür.

Bugün tasfiye işlemini kayda alıyoruz ama tasfiye kararını doğuran hikâyeyi kayda almıyoruz.

Oysa bazen bir şirket sahibine zamanında sorulacak tek bir soru, elli yıllık bir markanın kapanmasını önleyebilir:

“Bu şirketi kapatmak yerine yaşatabilmek için neye ihtiyacınız var?”

Ömer Ekinci'nin önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.