Kaydet
a- | +A

Dün, Uyvar Kalesi önünde bir Türk diye anılırken, bugün, AB önünde Türkiye diye bahsedilir olduk.

Dün, sağda ve solda "Onlar ortak biz pazar" anlayışı hakimdi. Bugün, sağcısı ve solcusu ve futbolcusuyla ille de AB diye tutturuyorsak, bu hal; bir değil, binlerce yerde yanlış yaptığımızın resmi değil de nedir?

Dünya Alem, insan hakları, insan hakları deyip yırtınıyor. Bunun, tartışmasız birinci öğesi olan hayat (yaşamak) hakkını, Türk Ceza Kanununda, incelediğinizde dehşete kapılırsınız. Zira, orada görülür ki, canın, mal karşısındaki bedeli yok gibidir.

Can alma ile mal çalmanın TCK''daki maddelerine bakın, iki kilo domatesin kaç can ettiğini görürsünüz!

Yetkililerimiz; AB''ye gireceğiz diye, onurumuzu çiğnetmeyiz diyorlar. İyi hoş da; adam sana ülkenden işkenceyi kaldır dediği zaman ve bunu mahkeme zabıtları ile önümüze koyduğunda, biz hangi onurdan dem vurabiliriz?

Aralık 1999''da yapılacak Helsinki Zirvesi''nde Türkiye''ye adaylık statüsü verilsin, verilmesin onurumuzla oynanacağı bedihi (apaçık) bir hakikattir.

Verilirse, şunları şunları yap da gel diyecekler; verilmezse, şunları şunları yapmadınız diye buraya layık değilsiniz diyecekler. Bütün bunları bilmiyor muyuz?

O halde, niye onlar demeden biz kendi başımıza onurlu yaşamanın prensiplerini vazedip yolumuza devam etmiyoruz?

İlle de birilerinin mi dikte etmesi gerekiyor?

O Avrupa ki, insan haklarını bizden öğrendi; biz dönüp ne kaybettiklerimize bir bakalım yeter ama...

Anayasa''dan başlayarak, bütün kanunlarımızı çağdaş demokrasinin süzgecinden geçirebiliyor muyuz?

Biz, hâlâ; Cumhurbaşkanı''nın süresini uzatalım mı, uzatmayalım mı 5 yıllık mı yapalım 7 yıllık mı, yetkilerini artırıp yarı başkanlık sistemine geçelim mi, geçmeyelim mi gibi sudan tartışmalarla vakit öldürüyoruz.

Esasta; ve artık Avrupalı''nın olan ve adına Avrupa normları denen insan hakları konusunda neredeyiz, neler yapmalıyız ve biz ne yapıyoruz?

Bunları konuşan ve yazanları hapse tıktık; hapisteki hırsızların, uğursuzların affı için kanun üstüne kanun çıkarma yarışındayız.

Türkiye''nin ihtiyacı af mı, demokratikleşme mi?

Baskı, dayatma ve yasaklarla, hatta ve hatta örtülü ve örtüsüz darbelerle bireyi (fert) törpüledik ve ezik bir toplum meydana getirdik. Kendisi ve çevresiyle barışık olmayan, ümitsiz, yılgın, bıkkın ve yarınlardan emin olmayan ezik bir toplum.

Mesleksiz, mesnetsiz, şahsiyetsiz ve tabii beş parasız yığınla insan...

Bu güruhu, AB alıp ne yapsın?

Onun için, iki de bir adam olun da gelin diyorlar.

Bu sözlere muhatap olmak ne kadar onurluca?

İşin bütün bunlardan daha vahimi ise, birbirimize olan güvensizliğimiz. Hatta, kendimize olan güvensizliğimiz.

Vaktiyle, millete ümit olan koca koca adamların, müesseselerin birer hiç olduğu anlaşıldı.

Seneler senesi, örtündükleri kalınca şal, üzerlerinden kalkınca kralın çıplak olduğu görüldü.

Şimdi onların da ümidi AB...

Ne tuhaf!