Kaydet
a- | +A

Son bir sene içerisinde 16 hapishane isyanına şahit olduk. Son isyanlarla ise, hapishanelerimizin tek kelime ile kepaze halini televizyonlardan seyrettik. Hapishaneler hakkındaki önceki bilgiler, sadece duyuma dayanıyordu ve çoğu kez, bu kadar da olur mu, bunlar abartılı anlatımlar der, geçilirdi. Son çete isyanlarıyla hapishanelerin üzerindeki kalın şal çekiliverdi ve içlerindeki iğrençlik, milletin gözleri önüne serildi. Bir yerde iyi de oldu; çünkü, bu şekilde devletin kıymeti daha iyi anlaşıldı. Anlaşıldı, zira devlet otoritesinin olmadığı yerlerin ne hale geldiği görüldü. Tabii burada devletten kastımız, üzerine titrediğimiz o mücerret (soyut) kavramdır. Yoksa, kendilerine devlet adamı süsü veren ve devletten maaş alıp her türlü kepazeliği işleyen mahut adamlar değil! Hangi meslek grubunda olursa olsun, devletten maaş alıp da, şu veya bu sebeple çetelerin emrine giren adamlar, analarından helal süt emmiş olamazlar. Rütbeleri ve mevkileri ne olursa olsun, devletini satıp bu perişan hale düşürenler, hak ettikleri cezaları mutlaka çekmeliler. Hiç kimsenin, hele devletten maaş alıp devlet adamı görünen hiçbir zibidinin devleti istiskale hakkı ve haddi yoktur ve olamaz. Siz devleti ne zannediyorsunuz? Evet; devletin her şeyden, bütün olup biten hadiselerden haberi vardır; olmak zorundadır.

Hapishaneler de öyle. Öyleyse, bu kepaze haller devletten veya kanunlardan neşet etmiyor; devleti temsilen bu kurumlarda görev yapanların kansızlığından kaynaklanıyor.

Daha açık bir ifadeyle söyleyelim: Hapishanelere silah, uyuşturucu, cep telefonu vb. hep devlet adamları vasıtası ile giriyor. İçerdeki çete oluşumları ve eylemleri, başta hapishane müdürleri olmak üzere, hapishanelerde görevli devlet memurlarının bilgisi, rızası ve yardımları sayesinde vuku buluyor. Hiç kimse maaşının azlığından şikayetle bu rezillikleri işlemeye mecbur olduğunu söyleyemez. Devlet memurlarının görev ve ücretleri bellidir; bu kişiler de bu ücretler karşılığında bu görevlere kendileri talip olmuşlardır. Kimsenin zoruyla değil. İşini ve ücretini beğenmeyeni kimse zorla o görevlerde tutmuyor.

Bunlar, devlete ve tabii millete sadakat yerine, üç beş kuruş menfaat karşılığı ruhlarını çete mensuplarına satanlardır. Hapishaneye düşmüş fukara, mazlumu zengine peşkeş çeken ve envai çeşit işkenceye tabi tutturan bu pislikler, işledikleri bütün bu melanetlerin karşılığı aldıkları paraları, çoluk çocuklarına rahatlıkla yedirebilmektedir. Devlet her şeyi biliyor ama; bildikleri bu zibidi güruhu marifetiyle olunca, hiçbir şeyi bilemez, tartamaz ve müdahale edemez durumlara düşüyor.

Hal böyle olunca, içerdeki mahkum da, dışarıdaki millet de, gördükleri ve yaşadıkları manzaralar karşısında, dehşetle irkilerek soruyor: Devlet nerede? Bu ülkede devlet yok mu?

Millet kahrederek, ülkeyi yönetenlere soruyor; onlarsa çareyi afta bulmanın rahatlığı içindeler besbelli. Böyle bir atmosferde af olsa ne yazar, olmasa ne?! Bu gidişle dışarısının da içeriden farkı kalmayacak zira!