Kaydet
a- | +A

Tarihin her devrinde; bütün dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu çok netameli bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu coğrafyada yaşayabilmenin elbette bedeli olacaktır ve biz; bu bedeli, tarih boyunca ödeyerek bugünlere geldik.

Türk''ün mayasında; sürekli bir arayış ve Hakk''a ve hakikate yöneliş vardır. Bu yüzden, tarih boyunca göçebe yaşamış ve at üzerinden inmemiştir. Türk''ün yaratılışındaki bu üstünlük onu, hakikatlerin en yücesine, ''İLAY-I KELİMETULLAH''a muhatap ve mazhar kılmış ve böylece; hem Cenab-ı Hakk''ın ve hem de O''nun Habib-i ekreminin takdir ve muhabbetini kazanmıştır.

Öyle ki; kendinden öncekilerin en üstünleri, atlarını Atlas Okyanusu''nun kenarında şaha kaldırarak; ''Ya Rab! Bu uçsuz bucaksız deryayı önüme çıkarmasaydın; senin adını daha da ileriye götürecektim!'' diyebilmiştir. O ise, karaların ve denizlerin yegane hakimi makamında; ''Allahü tealanın yeryüzündeki gölgesi'' olmuştur.

Her kemalin bir zevali olduğu gerçeğine müvazi olarak; içten içe çürüyüp, dava aşkımızı ve hak ve hakikatimizi kaybettik. Bu fırsatı, asırlar boyu kollayan; Türk''ün ezeli ve ebedi düşmanları el ele vererek, üzerimize çullandılar. Cihan imparatorluğunun bakiyesi olarak; dünya üzerinde bilye gibi dağıldık; güç ve kudretimiz elimizden alındı.

Son ve can havli bir gayretle Anadolu Yaylası''nda tutunduk! İstilacı güçler de yorulmuş; onlar da barış arıyorlardı. Masaya güçlü oturmamıza rağmen (özellikle manevi güç), bu gücü inkâr ve iptalle işe başladık! Düşmana gün doğmuştu; gökte aradıklarını yerde bulmuşlardı! Topyekûn manamızı alarak, maddemizi -o da kısmen- tanıdılar.

İmparatorluk bakiyesi olarak bize, yüz senedir; ''fetret devri'' yaşatılıp, patinaj yaptırıldı!

Kurdurdukları ''vesayet sistemleri''nin başına; kendilerine meftun ''vasiler'' atadılar. Bu vasiler, efendilerine karşı öylesine sadıktılar ki; yerlerine, kendilerinden genel vali atasalardı, bu başarıyı elde edemezlerdi!

Vesayet yönetimlerine öğrettikleri tek şey vardı: ''En büyük düşmanınız milletin kendisidir!'' Onlar da; topun namlusunu millete doğrulttular; düşman belledikleri milletle devletin arasını, açtıkça açtılar!

On yılda bir yaptırdıkları ihtilallerle; milletin seçtiklerini tepeliyor ve kendi sadık bendelerini yeniden işbaşına getiriyorlardı. Böylece; toplumun tüm kesimleri, kendi jandarmalarınca kontrol altında tutuluyordu. Güvenliğin jandarması asker, ekonominin jandarması IMF idi.

Toplum, seneler senesi; bir krizden diğerine sürüklendi; 2001 krizinde ise, sıfırı tüketerek dibe vurdu! Artık, hastanın kalbi durmuş; yarı ölü vaziyette yatıyordu. Elektro-şokla kalbi çalıştırıldı; kendine geldiğinde, önünde, her zamanki gibi seçim sandığını gördü. Seçim pusulasına baktığında; vesayet erbabının pişmiş kelleler gibi sırıtık yüzlerini iptalde tereddüt etmedi.

Vesayete karşı duruşun en büyük denemesi, İstanbul''un belediye seçimlerinde olmuş ve; pisliğin, havasızlığın, susuzluğun içinde kıvranan halk; vesayet sisteminin sürekli aykırı addettiği bir partinin adayını (Recep Tayyip Erdoğan) seçmişti.

Gecesini gündüzüne katıp, İstanbul''u temizledi; halka nefes aldırdı ve insan olduğunu hatırlattı. Ama, zift dolu beyinlere sahip, katılaşan vicdanlara bir şey yapamadı ve bir şiir okudu diye görevinden alınarak hapse atıldı. (Yarın devam. F.B.)