Kaydet
a- | +A

Her şeyimizle Ankara''ya endeksliyiz. Bütün partilerimizin dillendirmelerine ve hatta, bu hususta hazırlanan kanun teklifi, Meclis''e sunulmuş olmasına rağmen, Mahalli İdareler Kanunu bir türlü çıkarılamadı. Dolayısıyla, demokratikleşmenin alfabesi olan yerinden yönetmeyi başaramadık.

Memleketin ücra köşesindeki en hurda teferruat bile Ankara''ya geliyor, orada görüşülüp (!) karara bağlanıyor. Basit bir atamada dahi, Başbakan''ın imzası gerekiyor.

Keyfiyet böyle olunca da, Ankara''ya arız olan basit bir nezle rahatsızlığı, millete kanser olarak yansıyor.

Sistemin bu tarz işleyişi, bürokrasi hegemonyasını doğurmuş ve her kademedeki bürokrat, işlerine geldiği gibi bu keyfiliği sürdüre gelmişlerdir. Bizar olan vatandaşın sesine ise, kulak veren olmamıştır.

Böyle bir yapılanmada işler, kanun dairesinden çıkmış, adam kayırmacılığa; daha açık bir ifade ile rüşvete inkılap etmiştir. Artık bu bürokrasi çarkında ya paran, ya adamın olacak! Paran da, adamın da yoksa; bugün git yarın gel ama, bahse konu yarınlar parasız ve adamsız asla gelmeyecektir!

Hemen her devlet dairesindeki işler, öylesine karmaşık hale getirilmiştir ki, orada görevli memur, kanunu uygulamak yerine, vatandaşın işini kanuna uydurmak için vardır!

Ankara''dan hep şikayet ederiz. Özellikle Meclis''ten; milletvekilleri iş takip ediyor diye.. Madalyonun öbür yüzüne bakıldığında, milletvekilleri iyi ki iş takip ediyor, aksi halde vatandaşın işi büsbütün ortada kalacak!

O halde, Ankara''nın birinci görevi, Ankara''nın üstünden bu yükü kaldırmasıdır. Milletvekillerini iş takipçiliğinden kurtarıp, Meclis''e hak ettiği saygınlığı kazandıralım.

Mütemadiyen lafını ettiğimiz ve bir türlü kuvveden fiile çıkaramadığımız şu demokrasinin de hakkını verelim artık! Bu sandığı, milletin önüne niye koyuyoruz biz? Neden hakkını vermiyoruz?

Mahalli meseleleri ve bunların hal çarelerini en ziyade bilenler, buralarda ve bunlarla yaşayanlardır. Neden bunlar yetkili ve sorumlu kılınmazlar?

Bu ülkede insanların ömrü, hep delilerin kuyulara attıkları taşları çıkarmakla mı geçecek?

Bürokrasiye boğulan ve dolayısıyla başını kaşımaya vakit bulamayan Ankara, bu haliyle, çok iş yapıyorum görüntüsüne girmiş olabilir. Bu yoğunluk ortamında da, Ankara''dan bakıldığında memleket, toz pembe görülebilir!

Ama, gerçek öyle mi?

Bu çürümüş, bu kokuşmuş ve pespaye olmuş hali görebilmek için, öyle memleketin en ücra köşelerine gitmeye hiç gerek yok. Ankara''nın merkezinden ayrılıp, ilçelerine varınca, acı hakikat, bir kırbaç gibi insanın yüzüne çarpar.

Ankara''ya endekslenmiş ve kilitlenmiş sistem, milleti canından bezdirmiştir. Milletin teşebbüs ruhunu köreltmiştir. Üretim şevkini kırmıştır.

Gele gele, bütün Cumhuriyet tarihi boyunca rekorunu kırdığımız yüzde 6.4''lük küçülme de Ankara''nın gözünü açmıyorsa, açamıyorsa, ne desek laf-ü güzaftır.