Türk toplumu, Tanzimat''tan beri bir kompleksin, aşağılık duygusunun içindedir. Başını yarı aydınlarımızın çektiği, hastalık derecesinde bir Batı hayranlığımız mevcut. Kendi coğrafyasından, kendi insanından, kendi değerlerinden ve bu değer yargılarından utanan ve hatta tiksinen bir aydın tipimiz var. Bu halin dünyada emsali yoktur. Ve bu hal, kendinden kopuşun traji-komik yansımasıdır.
21. yüzyıla merdiven dayamış bir Türkiye, insan haklarını kendi toplumuna verememiş ve bunları hâlâ Batı''dan ithale yelteniyorsa, daha uzun seneler bu kompleks içinde yaşayacağız demektir.
Asırlar boyu, bütün insanlığa numune olmuş bir medeniyetin mensupları olarak, bugün içine düştüğümüz kopyacılık halinden hicap duymalıyız.
Sosyal Demokrat Frederich Ebert Vakfı''nın Türkiye temsilcisi Jörg Longe bakınız ne diyor: "Türkiye ile Avrupa devletlerini mukayese ettiğimizde, ilk olarak göze batan konu, yani temel sorun: Türkler Avrupa''yı, Avrupa Türkleri hiç tanımıyor. Bir bez parçası yüzünden skandal çıkıyor, ama ekonomik kriz pek tartışılmıyor.
Türkiye''nin Avrupa ile ilişkilerini dondurup ABD ve İsrail eksenli dış politik yörüngeye oturmasından rahatsızız. Türkiye''den çok Avrupa ikiyüzlü bir davranış sergiliyor..."
Evet; Türkiye Avrupa''yı, Avrupa Türkiye''yi tanımıyor. Daha doğrusu tanımak istemiyor. Avrupalılar, kendi insanlarına reva gördükleri insan haklarını Türk insanında görmek istemiyorlar. İstiyor görünerek baskı yapmalarına aldanmayın. Avrupalı, bu coğrafyayı bize fazla görüyor, değil kamil manada insan haklarını!.. Onların tek arzusu, Türkiye''nin parçalanıp yok olmasıdır.
Seneler senesi Kürt asıllı vatandaşlarımıza kucak açan, onları siyasi mülteci addedip maaşa bağlayan, teşkilatlanmalarına yardımcı olan, silah dahil her türlü maddi ve manevi desteği sağlayan bu Avrupalı değil mi?
Türkiye''de insan hakları ihlal ediliyor diye tutturan Avrupalı 30 bin masum insanın katlinde faal rol oynarken, neredeydi o insan hakları? Yoksa katledilen bu 30 bin insanın, insani bir değeri yok muydu?
Avrupa ne der, histerisinin temelinde öz benliğimize olan yabancılığımız ve hatta düşmanlığımız yatmaktadır. Kendimize saygımızı yitirmişiz biz. Biz kendimizi tanımıyoruz ki, Avrupalı''dan tanınmak bekleyelim. Onun bize bakış açısı zaten belli!..
Biz kimiz ve neye memuruz? Neden Avrupalı''dan daha ileri insan haklarına sahip olup onları kendimize imrendirmeyelim? Niçin Avrupalı''yı ölçü alıyoruz da, biz kendimiz ölçü olamıyoruz? Hiç düşündük mü?
Bu sahte kopyacılığın ve bunun sonucu olarak itilip kakılmışlığın sonu nereye varacak? Daha ne kadar, Avrupalı dikte edecek biz uymaya çalışacağız? İnsan hakları, insan hakları diye tutturuyorlar, dayatıyorlar, mahkum ediyorlar! Bizim, kendi insanımıza garezimiz mi var; neden insanca yaşamasını kendi içimizde beceremiyoruz?
Bakınız, bir adalar ülkesi olan ve petrolü dahil hemen bütün ana girdileri dışarıdan ithal eden Japonya bugün ne durumdadır? Japonyalı''da neden, Avrupalı ne der endişesi yok?
Çünkü Japon''da bizdeki gibi Batı kompleksi yok! Japonya''da insan var, insan hakları var ve her şeyden evvel Japon insanında eğitim, çalışkanlık ve birbirine saygı var. Japon yaparsa en mükemmelini yapar, inancı var!
Biz, hâlâ yerli mi Avrupa mı diyoruz?

