Avrupalılık maceramız, bugünün işi değildir. Ta III. Selim''e kadar dayanır. En mütedeyyin (dindar) bilinen Sultan II. Abdülhamit bile kızlarına, alafranga müziği öğütlemiştir.
Eğer Avrupalılık, bugün bir değerler manzumesi ise ve bu manada insanlık için erişilmesi lazım geliyorsa, bu değerlerin orijinallerini Avrupa''ya götüren biziz.
İnsan haklarının, hak ve adaletin, yeryüzündeki yegane mümessili bizim ceddimizdir. Ta o devirlerde cami-kilise-havra mozayiğini aynı avluda şekillendirip yaşatan bizden başkası değildir. Olmamıştır da...
Türk''ün, yüce dini İslamiyet''ten esinlendiği engin hoşgörüsü olmasa idi, bugün, Bulgar''dan, Yunan''dan, Arnavut''tan, Hırvat''tan, Ulah''tan, Makedon''dan, Macar''dan, Romen''den, Ermeni''den, Yahudi''den, Süryani''den, Sloven''den vb. bahsedilemezdi.
Eğer Türkler, vaktiyle Hıristiyanlar''ın Endülüs (İspanya)''te yaptıkları soykırımı, hükmettikleri yerlerde uygulamış olsalardı, Cihan''ın kaderi böyle olmazdı!
Her şeyden önce, ne bu kadar devlet ve ne de bu denli taksim olurdu.
Avrupalı, insan olmanın örneğini Türk''te gördü; çok kan akıtarak mücadelesini verdi ve bugünlere geldi. Üstelik, bu geliş insanlık değerlerinin aslî sahibi imişçesine oldu.
Bunun sebebi, gücü elinde bulunduranın borusunun ötmesidir. Bugün Avrupa ve ABD güçlü ve onların dediği oluyor. Onların propagandaları etkili. Dolayısıyla, gücü ve kudreti elinde bulunduranın dünyaya nizam vermeye ve o nizamın propagandasını yapmaya ve insanları bu şekilde etkilemeye hakkı oluyor! Biz istesek de istemesek de bu, bir realitedir. Yani dünyanın su götürmez gerçeğidir bu!..
Ne hazindir ki artık dünyada haklılık, güç nispetinde anlaşılıyor. Yani, ne kadar güçlü iseniz o kadar hakkınız var!..
Batı, kendini böyle kabullendirmekte zorlanmadı. Çünkü, gelişen teknoloji ile dünya küçülmüş; kimse yaşadıklarını gizleyemez olmuştur. Hele bugün; bugünkü iletişim araçları ile adeta dünyanın üzerinden yorgan çekilip alınmıştır!
Dünyanın dört bir yanındaki olayları anında seyredebilir olduk. Hem de evimizin içinde; uzaktan kumanda ile... İşte bu müthiş iletişim teknolojisi Batı''nın elinde, insan kalabalıklarını yönlendirmek için büyük bir silahtır ve bunu alabildiğince kullanmaktadır. Dünyadaki haber formatlarını bile şekillendiriyorlar. Artık, neyi nasıl verirlerse öyle almak durumundasınız!..
Kanuni Sultan Süleyman devrini bir düşünün! Dünya nerdedir, Avrupa nerde ve bizim ecdadımız nerde?
O günkü Mühimme Defterlerinden (Bakanlar Kurulu Kararları) bir günlüğü muhtevi emirleri Yılmaz Öztuna Bey, Türkiye gazetemizde yayınlamıştı. O yazıyı hâlâ kesip saklarım. Ve ara sıra açıp, hıçkıra hıçkıra okurum.
Bugünkü ABD Başkanı olan Clinton, nasıl dünyaya nizamat veriyorsa (otorite ve yaptırım gücü olarak) Kanunî Sultan Süleyman da o günde dünyaya öyle nizamat veriyordu.
Aynı gün Rus Çar''ı te''dip ediliyor. Kuzey Afrika''daki korsanlara emirler gönderilip hizaya sokuluyor, Yemen''deki paşanın kulağı çekiliyor, Kerbela''da malları müsadere edilen tüccarların hesabı soruluyor, Macaristan''daki kalelerin onarımı için mühimmat ve para gönderiliyor...
3 kıta ve 7 iklimin nabzı Dersaadet''te (Mesut İnsanlar Yurdu İstanbul) tutuluyor.
Dikkat edin; telefon yok, tren yok, uçak yok...elinde yay ve ok, belinde kılınç, at sırtındaki insan bu iletişim ve nizamı sağlıyor.
Şimdi, gayr-i müslim vatandaşlarımız televizyonlara çıkıp, bol bol ahkâm kesiyorlar; at izi ile it izini birbirine karıştırıyorlar! Bizimkiler de onlara çanak tutuyor ve hep birlikte Osmanlı''ya küfrediyorlar. Kem söz sahibinin elbet...
Ayol, bizim ecdadımız size hoşgörü ile yaklaşmasaydı; mesela: İspanya''da ateşlerde yakılan Yahudiler''e Osmanlı kucak açmasa idi ve onları Selanik ağırlıklı olmak üzere İstanbul başta olmak üzere, İmparatorluğun en verimli arazilerinde (Ticaret ve Sanat muhitleri) İskan ettirmeseydi, bugün varlığınız söz konusu değildi.
Bu asil ve büyük millet bugün Avrupa''nın kapısında, Avrupalılık bekliyor! Acı ama gerçek...
Yeni Dünya Düzeni''ni şekillendiren başta ABD olmak üzere topyekûn Batı, Avrupa''lılığımız için bir dizi önşart ileri sürüyorlar. Onurumuzla oynayacaklar. Çünkü bu şartlar, sadece bize dayatılıyor.
İşte, Denktaş''ın New York''t#ki ablukaya alınışı. İşte, Öcalan için Batı''nın isteği, işte Ege konusunda Yunan''ın istediği tavizler ve aynı Batı gözlüğünün Kürt kökenli vatandaşlarımıza bakış açısı!..
Ha; burada şunu hemen belirtelim ki, biz de, sütten çıkmış ak kaşık değiliz hani...
Başbakan, hapishanelerdeki gazeteci ve yazarları salıvermekle övünüyor hâlâ! Oysa, bu memlekette hâlâ fikir ve ifade hürriyeti yok! Vicdanlar hür değil!.. Cumhurbaşkanı''nın belirttiği gibi, hâlâ bu ülkede işkence var...
Hiç olmazsa, altına imza koyduğumuz antlaşmaların gereğini yapabilseydik; şimdi Avrupa''nın diktesine ve dayatmasına muhatap olmazdık, değil mi?

