Alışageldiğimiz bu bürokrasi ile gerçek demokrasiye kavuşmamız zor gözüküyor. Kendilerini milletin üstünde gören güçlerin, milletle aynı seviyedeki hatta milletin hizmetindeki bir hayata alışmaları kolay olmasa gerektir. Türk toplumu, kabuğunu kırmış dünya ile entegre olmanın savaşını veriyor. Özellikle ekonomide; binlerce işadamımız, çil yavrusu gibi dünyanın muhtelif devletlerinde başarıdan başarıya koşuyor. Dünyanın bugün geldiği ortamda para ve ticaret sınır tanımıyor. Türkiye''nin Avrupa macerası bugünün meselesi değil ki... Ta II. Mahmut döneminden başlayan ve Cumhuriyet''le kuvveden fiile çıkan Batı''ya endeksli politikaların içindeyiz. Şaşılacak bir durumdur ki, önceleri tepeden inmeci hamlelerle yapılan bu iş, bugün gelinen durum itibariyle tepeden engellenmek istenmektedir! Dün, millete zorla kabul ettirilmeye çalışılanları millet, benimsemiş ve kendisine hayat tarzı seçmesine ve tepesindekileri zorlamasına rağmen, bu işi kuvveden fiile çıkaracak parlamentoda ve bürokraside aynı duyarlılığı ve heyecanı göremiyoruz. Bunun ana sebebi devletten beslenenlerin bağnazlığıdır.
Dün, millete hadi demişlerdi, millet diretmişti; bugün millet hadi diyor onlar diretiyor! Dün, sayın Ecevit, millet parlamentonun 10 sene önünde demişti. Bu sözün söylendiği zaman, 1980 öncesiydi. Yani Türk toplumu Özal sürecini yaşamamıştı. Yol ayırımına gelen Türkiye, demokrasi tercihini, çağın gereklerine göre, bir an önce yerine getirmelidir. Yarın, AB''ye adaylığımız kesinleştiğinde yapmak zorunda kalacağımız hususları, onlar demeden biz yapmalıyız. Şu hususu peşinen kabullenmeliyiz ki, bugün bütün medeni alemin üzerinde ittifak ettiği tek reçete demokrasidir. Tam ve kâmil manada demokrasi... Ne çekiyorsak, demokrasimizdeki zaafiyetimizden çekiyoruz. Demokrasi olursa terör azar zannediyoruz. Halbuki terörün panzehiri de demokrasidir. Ve yine demokrasimizdeki zaafiyetimizden değil midir ki, Avrupa ve ABD, bu zaafiyeti ileri sürerek ve hatta ileri giderek içişlerimize karışıyor! Ellerindeki kozları modem gibi işleterek, aleyhimizde kullanıyorlar. Bu kozları ellerinden aldığımızda ne diyebilirler ki? Şimdi söylüyorlar ve biz de bal gibi yutuyoruz. İnsan hakları ihlalleri var diyorlar, ispat ediyorlar ve ülkemizi mahkeme kararları ile mahkûm ediyorlar. Ne diyebiliyoruz ki? İşte IMF; gelip söylüyor. Mali tablolarımızı önümüze koyuyor ve bu böyle gitmez diyor. Biz, bunu IMF söylemeden de biliyorduk. Önümüze reçete koyuyorlar; şunu şunu yapın, bunları yapmayın diyorlar. Bir şey diyebiliyor muyuz? Halbuki, onlar demeden biz o reçeteyi uygulasaydık, hem ekonomimiz S.O.S. vermeyecekti, hem de IMF''nin karşısında talep edici duruma düşmeyecektik! Demokraside de aynı şey değil mi? Bari, erkeklik bizde kalsın!..

