Şarm el Şeyh zirvesi, beklenilen şekilde sona erdi. Barış için temenniden öteye gidilemedi.
Barış, elbette düşmanlar arasında olur ama, bunun gerçekleşmesi için iyi niyet şarttır. Hem güçlü hem suçlu olan İsrail, Filistinliler adına şerefsiz bir barışın(!) peşindedir. Şöyle ki; işgal etmiş olduğu Filistin topraklarını, bir yandan Yahudi yerleşimcilere açıyor, diğer yandan da, bin bir türlü baskılarla Filistinli Arapları öz yurtlarından uzaklaştırıyor. İsrail, bu politikasını, seneler senesi, aleni bir şekilde yürütüyor.
Üstelik, İsrail''in içinde öyle fanatikler vardır ki, herhangi bir antlaşmaya asla yanaşmamaktadırlar. Bu yüzden kendi başbakanlarını dahi katlettiler. Zaten, İsrail Devleti samimi olarak barışı arzu etmiş olsaydı, başkentini Telaviv''den Kudüs''e taşımazdı.
Kudüs, Hıristiyanlarca da mukaddes bir belde. Bu yüzden az Haçlı Seferi düzenlemediler. Aynı haçlı zihniyeti bugün, Müslümanlara karşı Yahudi ile kol koladır. Zira, İsrail Devleti''ni, orada kurduran kendileridir.
İsrail, 1993 senesinde yapılan antlaşmanın gereklerini yerine getirmediği gibi, Filistin topraklarında hâlâ askeri güçle işgalini sürdürmektedir. ABD''nin desteğiyle, İslam ülkeleri dahil, bütün ülkeleri fikir birliğine vardırarak, Filistin Devleti''ni ilan ettirmemiştir.
İsrail''in buradaki niyeti açıktır. Zaman kazanmak; ve bu zaman zarfında, işgal altında bulundurduğu topraklardan Arapları bıktırıp, usandırmak ve yurtlarından uzaklaştırmak. Netice itibariyle, çölde Kudüs''süz bir Filistin Devleti''ni (!) tanımak!
ABD ve Batı, yürüttükleri İsrail ve Orta Doğu politikaları ile tam bir gaflet içindedirler. İsrail Devleti''ni kurdurdukları tarih olan 1948''den beri de bu gafletlerini sürdürmektedirler. Onlar, İsrail''i kendilerine dost ve müttefik olarak görüyorlar. Dolayısıyla da, haklı haksız her hareketinde İsrail''in yanında yer alıyorlar. İsrail ise ''arz-ı mev''ud''un peşindedir. Bugün Kudüs; yarın, Nil''den Fırat''a kadar olan toprakları dava konusu edecektir!
Bugün, Şarm el Şeyh zirvesinin fiyasko ile sonuçlanması halinde, bunun bir bölge için felakete yol açacağından endişe edenler; yarın, bu felaketin bütün dünyayı sarmayacağından nasıl emin olabilirler?
İsrail''in bu meşum niyeti ortadadır ve bunu, bütün dünyanın gözünün içine baka baka uygulamaktadır. Türkiye maalesef, Ürdün''ün, Mısır''ın aktif rol aldığı (!) bu zirvede yalnızca seyircidir. Halbuki, bu netameli bölgeyi, asırlar boyunca sulh ve sükun içinde idare eden ve bu denli idare edişteki tılsımı elinde bulunduran yegane ülke Türkiye''dir! Tarih ve coğrafya Türkiye''ye misyonunu yüklüyor ancak, biz bu şuurdan yoksunuz. Yoksunuz ki, bölgesinin bu en güçlü ülkesi, bölgenin hayati önemi haiz konusunda, uzaktan gazel okumakla yetiniyor!

