Gittikçe artan bir özlemle Batı''ya meftunuz. Tabiatıyla, kendisini aydın zanneden zümre bu işin öncülüğünü yapıyor. İster istemez halkı da peşinden sürüklüyor.
Bizim aydınımız Batı''yı ne kadar tanıyor? Üniversitelilerimiz olsun, Batı''dan haberdarlar mı? Telif eser sahibi kaç tane profesörümüz var? Kendini tanımayan, eserini bilmeyen Batı''yı nasıl tanıyabilecek? Batı, insanı keşfederek sistemini kurdu. Sistemi de, en ince ayrıntısına kadar, insana endeksleyerek geliştirdi. Kısaca; bizim Batı''dan devşirdiklerimizin orijinalleri orada. Bir şeyin aslı ile kopyası bir olabilir mi? Batı, sistemini kurarken ıstırabını çekti; hem de asırlar boyunca. Sınama-yanılma yoluyla tabii.. Az kan akmadı Batı''da. Neticede Batı, insanı keşfetti ve onu kutsallaştırdı.
Hak ve hukuk hep insana göre şekilleniyor Batı''da. Batı''daki insan, kırmızı ışıkta duruyor. Bunu bir mecburiyet biliyor. Hem kendisi için ve hem de başkaları için. Beğenmese de karşısındakinin fikrine saygı duyuyor. Ruh hastası değilse, yalan söylemiyor, hırsızlık yapmıyor.
Bizde ise, kırmızı ışıkta geçmek maharet ve açıkgözlük biliniyor. Yalan söylemek ve hırsızlık zeka ürünü ve beceriklilik addedildiğinden gırla gidiyor. Batı''lı haramı bilmiyor; ona hak diyor ve gerçekten hak yemiyor. İki satır halinde yazdığımız bu misalleri kamusluk çapta çoğaltmanız mümkün. Hem, bu husus yeni değil. Ta asrın başlarında, Batı''yı görüp tetkik edenlerimiz; ''Bizim dinimiz doğru hareketlerimiz yanlış, yani dinimize göre değil, Batı''da ise, insanların dinleri yanlış yaptıkları doğru, bu nasıl iş?!'' hayıflanarak bu gerçeği dile getirirlerdi.
Bu tespitten bir asır sonra, yani bugün gelinen nokta itibariyle biz, maddede ve manada battıkça battık; Batı yükseldikçe yükseldi.
Bu, niçin böyledir biliyor musunuz? Biz, idrakten yoksun bir insanda irfan vehmettik!
Kendi öz değerlerimizi yani, manamızı inkâr ve iptal ettik. Bütün değer yargılarımızla markalaştık. Mesela; dinimiz konusunda marka Müslümanı olduk! İnanır gözüküp -haşa- Allah''ı kandırmaya kalkıştık! Halbuki, dinimize ve dinimizin gereklerine bizim ihtiyacımız vardı; Allah''ın değil. O küçücük aklımızla Allah''a tuzak kurduk! Tuzakların en dehşetlisine düştük.
Utanmadan da soruyoruz: Semavi bir din mensubu bile olmayan Japonlar ve diğerleri, nasıl böyle yükseliyor, medeni oluyor da; hak din sahibi olan bizler yerlerde sürünüyoruz? Burada iki büyük yanlış yapıyoruz. Birincisi, biz dinimizi ne kadar biliyoruz ve onu tatbikte ne kadar samimiyiz? İkincisi ise, bizim dışımızdakiler de Allah''ın kulu ve Allah, dünyada bütün kullarına rahmet sıfatı ile tecelli ediyor. Çalışana veriyor.
Daha açık bir ifade ile, ilacı kim kullanırsa faydasını o görür. Bizim dışımızdakiler, dinimizin gereklerini bilmeyerek (Allah''ın emri olduklarını bilip inanmayarak) de olsa, tatbik ediyor ve bunun faydasını görüyorlar.
Dinimizin kıymetini bildiğimiz devirlerde Batı bize geliyordu, şimdi de biz Batı''ya gitmeye çalışıyoruz! Olmuyor; adam olun da öyle gelin diyorlar!
Halbuki, biz adam olabilsek, onlar bize gelmek için yarışacak ama!..

