Kaydet
a- | +A

Milletçe büyük bir felaketle karşı karşıyayız.

Oysa, daha önce böyle faleketleri defaatle yaşamış bir toplumuz. Üstelik, bundan böyle de yaşayacağımızı biliyoruz! Çünkü, üzerinde yaşamakta olduğumuz coğrafya, bu denli bir yapıya sahip. Tarih boyunca olduğu gibi, bundan böyle de deprem olmaya devam edecek. O halde, bizler depremle beraber yaşamak zorunda olduğumuzu bilelim ve onun tedbirlerini alalım. Bunun başka çaresi var mı? İşte görüyoruz; eyvahlar, gözyaşları, çırpınmalar, bağırıp çağırmalar, yakınmalar para etmiyor. Eskiden insanlar, bir musibetten ibret alır ve bunun bin nasihatten yeğ olduğuna inanırlardı. Şimdi, bakıyorum da, binlerce musibetten kılımız kıpırdamıyor. Bize ne oldu böyle? Bunca vurdumduymazlık, boşvermişlik, adam sendecilik neyin nesidir. Bu toplumun sorumluları nerede? Şimdiye kadarki her felakette olduğu gibi bunda da necip milletimizin, büyük bir dayanışmanın içerisinde olduğunu görüyoruz. Bu durum, fevkalade sevinilmeye ve övülmeye layıktır. Yurdumuzun dört bir tarafından insanlarımız, felaket bölgelerine koşuyorlar. Ne yapabilirim ve nasıl yardımcı olabilirim heyecanı ile adeta yarışıyorlar. Dünyanın muhtelif yerlerinden yardımlar yapılmakta. Felaketin meydana geldiği Salı sabahının üzerinden tam bir hafta geçti. Hâlâ koordinasyon münakaşaları yapıyoruz. Affedilmez hatalar zincirini, kendi ellerimizle hazırlayarak, gafil avlandık. Onbinlerce insanımızı kaybettik. Yüzbinlere ulaşan yaralımız var. Şehirlerimiz enkaz yığını halinde.. Zarar, 30 milyar dolar olarak ifade ediliyor. Böylesine büyük bir felaketin altından kalkmak, elbette zor. İlk belirlemelere göre, 200 bin konut açığı var. Açıkta kalan 200 bin aileyi, çadırkentlerde ne kadar barındırabiliriz? Önümüz kış; görünen o ki, enkaz kaldırma işi, aylarca sürecek. Önümüzdeki ay, çocuklarının okulları açılacak. İlk yağmurla birlikte, alt yapıları yıkılan şehir merkezlerini yeni bir felaket bekliyor. Mikropların su dahil, tüm yiyecek ve içeceklere bulaşması!.. Hazırlıksız yakalandık, zamanında gerekli tedbirleri almadık, felaket anından itibaren şoka girdik. Mahallinde, derhal kriz merkezlerini oluşturp gerekli koordinasyonu temin edemedik. 8. günde hâlâ keşmekeşlik sürüyor. Çeşitli telefonlar alıyoruz. Vatandaşlar, yapmak istedikleri ayni yardımları, yanlarına alarak, felaket bölgelerine akın ediyorlar. Bir yetkili bulup, yardımları veremiyorlar. Kendileri dağıtmaya kalkışınca da mani olunuyor! Artık, kurtulanları kurtarma zamanıdır! Çok şükür, milletimizde bu heyecan var ancak; bu hali kanalize edecek, yerli yerinde değerlendirecek koordineden yoksunuz. Hâlâ içinden çıkamadığımız sorular var: Kandilli Rasathanesi depremin şiddetini neden 6.7 olarak duyurdu? Öyle ya; 7.4 olduğu ilan edilseydi, işin vahametinin farkına daha rahat varılabilirdi! Yine deprem gücünün sabahı Cumhurbaşkanı''nı dinliyoruz. Ben de 4.5 saat telefonsuz kaldım. Bir yerlere ulaşamadım diyor! Başbakan aynı şeyi söylüyor! Oysa olaydan 3 gün sonra öğreniyoruz ki, iridyumlu cep telefonları varmış ve bunlarla direkt uydu aracılığı ile görüşme yapılıyormuş. Nitekim, KVK şirketi bunlardan 5-6 adet afet bölgelerine göndermiş. Böyle bir günde, iletişim en önemli ihtiyaç... Sıradan bir şirket yetkililerinin elinde olan böyle bir teknoloji, nasıl olur da, devlet ve hükümet yetkililerimizin elinde olmaz? Bunu anlayabilmek mümkün mü? Biz bize benzersiz demekten başka çaremiz var mı sevgili okuyucularım?