Kaydet
a- | +A

17 Ağustos depreminin üzerinden bir sene geçmesine rağmen, yaralar hâlâ derinde ve kanar halde... Her zamanki vurdum duymaz halimizle, ölenler öldü, sakat da kalsa, ruhi bunalımlı da olsa kalan sağlar bizimdir dedik! Tabii, kim ne derse desin, ateş düştüğü yeri yakıyor. Hemen her işimizde olduğu gibi depremde de, kendimize göre bir züğürt tesellisi bulup, onunla avunduk. İnşaatların yapımıyla alakalı olarak, hiçbir sorumlulukları olmadığı halde, birkaç müteahhidi suçladık; basında teşhir ettik, hepsi o kadar.. 17 Ağustos depremi de bizim aklımızı başımıza devşirmeye yetmeyecekse, ne dense boş... Yetmemiş olacak ki, ortada deprem falan yokken, yurdun muhtelif yerlerinde yıkılan ve çöken inşaatlara şahit oluyoruz. Çöken inşaatlardan bir tanesini de devletin yaptırdığını anlıyoruz. Yani, inşaatın planı, projesi, yapımı, yapım esnasında kullanılan malzemenin kontrolü, müteahhit firmadan ayrı olarak devletin mühendislerinin kontrolünde! Eğitimimizi ve insan karakter yapımızı (ahlakımızı) göstermesi bakımından bu, bir örnek yetişir. Üstelik bu olaylar, depremden bir sene sonra da olsa meydana gelmeye devam ediyor. Lafta bilgi çağındayız diyoruz ve hemen şehirde açtığımız üniversitelerimizle övünüyoruz. Ama, gelin görün ki, daha 17 Ağustos depremine kadar, jeofizikçilerin, jeologların ve çevre mühendislerinin ne işe yaradığından bihaberdik.

Şehirlerimizi ve şehirleşmemizi, adlarına ''seçilmiş'' dediğimiz ilkokul mezunu belediye başkanlarına terk ettik. Onların yanlarına göstermelik olarak teknik adamlar tayin ettik. Güya, yapılacak inşaatları, kullanılan malzeme ve teknik açıdan inceleyip ruhsat verecekler ve yapım esnasında da kontrol edeceklerdi. Neyi, nasıl kontrol ettikleri ve nerelere ve nasıl imar ruhsatı verdikleri ortada! Türkiyemizdeki şehirleşme, imar ve çevre; Türkiye''yi idare edenlerle, bilim ve teknik adamlarımızın düzeyini göstermeye kafidir. Bir de bunları seçen ve asla başımızdan indirmeyen ve teknik adamları rüşvete alıştıran millet var! Veren razı, alan razı bize ne oluyor deyip geçemeyiz. Çünkü, bu yerlerde hep birlikte yaşıyoruz.

Koskoca yaz mevsimini inşaatsız geçirdik. Neymiş efendim? Yeni imar yönetmenliği hazırlanıyormuş. Bu defa depreme göre yapılacakmış!.. Biz, her hususta ve her defasında Amerika''yı yeniden keşfetmeye kalkışacaksak, çekeceğimiz var demektir. Allah, bu millete sabır versin! Bütün bu olumsuzluklar yetmezmiş gibi, insanımızın ahlaki yönden düştüğü derekeye bakın ki, deprem tellallığı yaparak rant peşinde koşan sürüyle açıkgöz, meydanları doldurdu.

Ev yerine kiraya depremi veriyorlar, arazi yerine depremi satıyorlar! Heyhat! Ucuzculuğumuza ve kolaycılığımıza bakın ki, dün; Susurluk için ışıkları yakıp söndürerek rejimi karanlıktan kurtaran bizler, bugün de aynı metodla, sabaha kadar ışıkları yakarak ve simsiyah giysiler içinde sokaklarda dolaşarak depreme karşı tedbir almış olacağız! Depremin unutulmaması için, hatırlatma yapalım ama, önce eşeği sağlam kazığa bağlayalım ki, bu hatırlatmalar bir işe yarasın! Yoksa, bunun da neticesi Susurluk gibi olur!.. ................................................ Not: Yarın akşam, Sakarya ilimizde (Abasıyanık Kültür Merkezi''nde) depremin 1. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen bir panele iştirak edeceğim. Özellikle Sakaryalı okuyucularımı davet ediyorum. Panel saati: 18.00.