Adamlar bize, değişip de gelin sözünü boşuna söylemiyorlar. Bizi bizden iyi biliyorlar zira! Türkiye, baştan aşağı dertler yumağı bir ülke. Kalabalık ve işsiz güçsüz insanlar yığını! Avrupa, neden bizim yüzümüzden başını ağrıtsın? Niye, başına bunca problemi alsın? Onun bize ve herkese söylediği çok açık: Ekonomiyi düzeltin, insan haklarını temin edin ve komşularınızla olan ihtilaflarınızı çözün. Eğri oturup doğru konuşalım; üç ana başlık altında toplanan bu taleplerin hangisine cevap verebiliyoruz? Yani, ekonomimiz mi düzgün, fikir hürriyetini teminle birlikte işkenceyi önleyebilmiş miyiz ve hangi komşumuzla problemli değiliz? Ortaklar arasında birbirlerine yakınlık ve hatta denklik olacak ki, bu ortaklık sağlıklı olabilsin.
40 küsur seneden beri Avrupa''nın kapısında müracaatçı olarak beklemekteyiz. Üstelik Avrupa''nın normlarını biliyor ve beynelmilel antlaşmalarda, devletimiz adına bunların altına imza attık. Geçen bunca zaman içinde, verdiğimiz sözlerden hiç birisinde bir arpa boyu yol alamamışken; bizi birliğe alın ısrarımızı anlamak mümkün mü?
Bizim gibi, Avrupalı da her Allah''ın günü, bizi televizyonlardan izliyor. Seyrettikçe hayretten hayrete düşüyor ve dehşete kapılıyor.
Biz kapılmıyor muyuz? Basın toplantısı yapan adamı, başına çekiçle vurarak susturmaya çalışıyoruz! Bu vahşeti biz hazmedebiliyor muyuz ki, Avrupalı kabullensin?
Cahilliğimizden, kaba saba halimizden, talan ve soygunculuktan, mezbahayı andıran trafik düzensizliğimizden, her köşe başını tutan çetelerimizden, hemen her devlet dairesinde gırla giden rüşvetten, zıvanadan çıkmış hapishanelerimizden biz baş edemezken; ne yüzle Avrupalıya bizi kabullen diyoruz? Avrupalı dertsiz başına dert mi alacak?! Bütün bunları bilmemize rağmen, girmekte ısrarlı gözükmemizde niyet bozukluğumuz yok mudur? Samimi olsaydık, geçen bunca seneler boyunca o uğurda adımlar atmamız gerekirdi. Durduk durduk, yumurta tam kapıya dayandığı sırada, Yunan''ın son dakikada attığı gole ofsayt diyerek oyunbozanlık ediyoruz! Kuralları belli bu oyunda, şimdiye kadar ne oynadın ki, demezler mi adama?
Diyorlar. Diyor diye Avrupa''yı suçlamaya hakkımız var mı? Görünen o ki, ne biz Avrupa''ya girme isteğimizde ve ne de Avrupa''nın bizi isteyişinde samimiyet var! İki taraf da birbirini oyalıyor!
Biz, muasır medeniyet diyerek Avrupacılık oynuyoruz, onlar da bizim bu samimiyetsizliğimizi bildiklerinden devamlı surette oyalıyorlar!
Bu hal ne zamana kadar devam edecek derseniz; biz samimi olup, Avrupalıyız demeye yüzümüz oluncaya kadardır! Ancak, o zaman Avrupalıyla yüz yüze, eşit şartlar altında ve şahsiyetlice bir pazarlığımız söz konusu olabilir. Onların amir bizim memurluğumuz, bu perişan halimize bile yakışmıyor doğrusu!

