Bill Clinton, Türkiye''de en uzun süre (5 gün) kalan ABD Başkanı.. Clinton''ın ülkemizde kaldığı süre içerisindeki temasları biz Türkler''i şaşırttı. Öylesine ki (bizden biri gibi) demek zorunda kaldık!
Tabii, bizden biri derken; içimizdekileri kastettik. Yoksa; ceberut anlayışla başımızda yönetici kesilen ve milletten kopuk yaşayıp, halkın arasına girmeyi onlarla dertleşip konuşmayı, hatta şakalaşmayı aklının ucundan geçirmeyen ve tepeden bakmayı görev gereği bilenleri değil..
Hele, onun İzmit''te depremzedeler arasında sergilediği tavrı, doğrusu kendi (!) liderlerimizde görememenin şaşkınlığı içindeyiz.
İnsana, insanî yaklaşım tarzını Batı''nın bütün liderlerinde görebilirsiniz. Bizde, bu kapıyı ilk aralayan lider rahmetli Turgut Özal''dı. O, Başbakanlığında da, Cumhurbaşkanlığında da "tonton" haliyle bizden birisiydi. Hep öyle davrandı.
Clinton, tabii ki kendi ülkesinin menfaatlerini temin etmek maksadıyla geldi. Herkes gibi...
Clinton farkı; onu sempatik kılan, mütevazı ve samimi tavırları idi. Adam, Osmanlıyı inceleyerek gelmiş. Büyük tarihi mirasa sahip bir millete nasıl hitap edileceğini biliyor. Eksikliklerimizi hatırlatırken bile onur kırmıyor. Gerçek bir devlet adamı tavrı sergiliyor.
Onun 7 aylık depremzedeyi kucağına alıp seven resmi, bütün gazetelerimizin birinci sayfalarında yer aldı. Bu hal, milletçe hasreti çekilen bir fotoğraftı. Nasıl imrenmeyelim ki?
Bu güne değin Türkiye''de yapılanlar hep millete rağmendi. Millet hasta, yöneticiler doktordu. Doktorlar, gerektiğinde acı ilacı, hastaya yutturabilir ve neşterini yine hastası için kullanabilirdi!
Zaman su gibi akıp geçti. Roller değişti. Bir de görüldü ki, hasta olan millet değil; millete rağmenci sistemin ta kendisi!
Dolayısıyla; Türk milleti, bugün geldiği noktaya, liderleri sayesinde değil, millete rağmenci sistemi törpüleyerek geldi.
Clinton''ın TBMM''deki konuşması gerçekten tarihi önemi haizdi. Orada vurguladığı "...Egemenlik korku üzerine kurulamaz!" cümlesi, en tabii insan haklarından olan fikir ve ifade hürriyeti konusundaki yasaklı tutumumuza inen, ince ayarlı bir darbeydi. Ayrıca, bunu açıklama gereğini duyarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Yazarlar ve gazeteciler kendilerini serbestçe ifade ettikleri zaman, yalnızca temel bir hakkı kullanmış olmaz, bunun yanında kalkınma için gerekli fikir alışverişini temin ederler... İnsanlar, kültürlerini ve inançlarını, diğerlerinin haklarına tecavüz etmeyecek şekilde yerine getirdiklerinde, ılımlılar aşırılığa yönelmez, aşırılar da sahte kahraman haline gelmez..."
Özellikle siyasetçilerimizin, Clinton''ın tavrından ve sözlerinden çıkaracakları çok dersler olsa gerektir.
Ya; İstanbul''daki toplantıda Boris Yeltsin''in gözünün içine baka baka sarfettiği sözler; Besim Tibuk''un dediği gibi, "...tüm dünyada karınlarından konuşmayı alışkanlık haline getirmiş pek çok politikacıya ders olmalıdır..."

