Özellikle İstanbul ve bütün bir Marmara bölgesi halkı deprem kâbusuyla yaşıyor. Bu tedirginliğin esas kaynağı, bizden öncekilerin ve tabii bizlerin hazırlamış olduğumuz, deprem afetine maruz yerleşim yerleri ve buralardaki depreme dayanıksız binalardır. Hükümet, İstanbul''da depreme karşı her türlü tedbiri aldık diyor ve tabii her zamanki gibi ''sirkatin söylüyor!'' Yani; milletin gözünün içine baka baka yalan ve yanlış söylüyor. Hangi tedbirden dem vuruyorsunuz Allah aşkına? Depremin ne zaman olacağı belli değil ama; nerede olacağı, milimetrik olarak belli iken, ha bugün olmuş ha yarın ne fark eder?
Olması muhakkak olan şeyi olmuş bilmek lazım gelmez mi? Bunun tedbiri, bütün bir İstanbul sahillerinde, bataklıklar ve alüvyonlar üzerine, 10-15 katlı binaların yapılmasına müsaade etmek midir?
Başta Avcılar olmak üzere, bütün sahiller boyunca (ta İzmit''e kadar) çatlak-patlak olmuş yığınla binanın varlığına göz yummak mıdır, bahse konu tedbirler manzumesi?! İmar Bakanlığı, valilikler ve belediyeler, açıklamıyorlar ama, deprem haritalarını hazırlayıp çıkardılar! Ve, bundan böyle yapılacak binalara, bu haritalara göre imar durumu verilebilecekmiş. İyi de, içlerinde milyonlarca insanın barındığı mevcutlar ne olacak? Sözgelimi, Avcılar''da imar, iki katlı olacaksa, mevcut devasa binaların yıkım kararı neden verilmez? Kendiniz yapamıyorsanız bile, durumu, bütün çıplaklığı ile millete bildirin ve onlar kendi başlarının çaresine baksınlar!
Ne bekleniyor? Yoksa; büyük bir depremle yerle bir olan İstanbul halkının cesetlerini toplamanın tedbirlerini mi almışlar?
Çeşitli bilim adamları, her akşam televizyonlara çıkıp, gelecek tehlikeyi haber veriyor. Millet de bön bön bunları dinliyor ve morali daha da bozuluyor. Nasıl bozulmasın ki; kendisine yapılan sadece felaket tellallığı! Milletle alay edercesine: ''depremle yaşamaya alışın!'' deniyor. 7.4''lük depremde Adapazarı''nda, Gölcük''te, Yalova ve İzmit''te gördük. Bataklık zeminlerde, inşa edilen devasa büyüklükteki çürük binalardaki insanlara; ''depremle yaşamaya alışın!'' demek, ''ölün!'' demekten farksız! 17 Ağustos depremi de aklımızı başımıza devşirmeye yetmiyor ve ateş düştüğü yeri yakar diyorsak vay halimize!
Unutmayalım ki, gaflet içinde beklenilen İstanbul depremi, yalnızca İstanbul''u ve İstanbullu''yu yakmayacak, onun alevi bütün ülkeyi tutuşturacaktır! O gün sağ kalıp da ah-vah edeceklerin yakınmaları neye yarayacaktır? Anayasa''nın amir hükmü: Milletin maddi ve manevi varlığını koruyup geliştirmek devletin asli görevi... Hani?

